Temizlik ve Kısımları

SULAR ve KISIMLARI

Temizlik ve Kısımları, Fıkıh ‘ta Dini alakadar eden üç esastan bahsedilir. Bunlar ibadetler, muameleler ve cezalardır. İbadetler namaz, oruç, hac, zekat ve cihat olmak üzere beş kısımdır. Bunların en üstünü namazdır. Namaz için taharet şarttır.

Taharet kelimesi; lügatte, mutlak temizlik veya temizlemek manasına gelir. Şeriat ıstılahında taharet; maddeten veya manen temiz olmayan nesnelerden aklanıp paklanmaktır.

Fıkıh ‘ta gözle görülmeyen itibari (manevi) pisliklere «hades»; gözle görülen maddi pisliklere de «habes» denilir.

Taharet iki kısımdır:

  1. a) Küçük taharet:
  2. b) Büyük taharet:

Küçük taharet:

Küçük abdestsizlik denilen hali gidermektir. Bu da, bildiğimiz şekilde abdest almakla gerçekleşir.

Büyük taharet:

Cünüplükle kadınlara has olan hayız ve lohusalık denilen hallerden çıkmak için ağıza, buruna su vermek ve bütün vücudu yıkamaktır. Buna «gusül» de denir. Türkçemizde «Boy abdesti» diyoruz.

Abdestsizlik hali de ikiye ayrılır.

  1. a) Küçük abdestsizlik hali.
  2. b) Büyük abdestsizlik hali.

Küçük Abdestsizlik hali (Hades-i asgar):

Küçük temizlikle giderilen abdestsizlik durumudur. Bu da, abdesti bozan sebeplerden birinin meydana gelmesiyle gerçekleşir.

Büyük Abdestsizlik hali (Hades-i ekber):

Büyük temizlikle giderilen abdestsizlik durumudur. Cünüplük, hayız ve lohusalık hallerinden biriyle ortaya çıkar.

Temizliğin şart olmasının sebebi; abdestsiz yapılması helal olmayan şeyi yapmaya teşebbüs etmektir, ki namaz kılmak veya Kur’an’a el sürmek gibi farz ve nafile ibadetlerden birini işlemek ancak abdest ile mümkündür.

SULAR ve KISIMLARI

SULAR ve KISIMLARI

Şeriat nazarında sular ikiye ayrılır:

1)      Mutlak sular,

2)      Mukayyet sular,

Yağmur, deniz, dere, kar, dolu, kaynak ve kuyu sulan gibi incelik ve akıcılıkta yaratıldıkları vasıf üzere duran sulara «mutlak sular» denir. Asma suyu, çiçek suyu, üzüm suyu, portakal suyu, et suyu gibi herhangi bir maddenin karışmasıyla hususi bir ad almış sulara da «mukayyet sular» adı verilir. Mukayyet sular da iki kısımdır:

  1. a) Aslında mukayyet olan, yani varlığı izafe edildiği şeye bağlı olan sular: Mesela; kavun-karpuz sulan, vişne suyu, portakal suyu limon suyu gibi.
  2. b) Aslında mukayyet olmayan, arızi bir sebeple mukayyitlik vasfını alan sular: Mesela; içine düşen yaprakların çürümesiyle inceliğini ve akıcılığını yitiren sular, aslında mutlak sulara dahil iken anzi bir sebepten ötürü bu vasıflarını yitirmişlerdir.

Mutlak sular vasıfları itibarıyla; yani temiz ve temizleyici olmaları bakımından beşe ayrılırlar:

1)      Temiz ve Temizleyici olmaları yanında kullanılmaları mekruh olmayan sular:

Bunlar renklerini, kokularını ve tatlarını; yani yaratıldıkları vasıflarından birini kaybetmedikleri gibi kendilerinde kerahete gerektiren bir arıza da bulunmayan sulardır. Böyle sular hem temiz hem temizleyici, hem de kullanılmaları mekruh değildir. Küçük ve büyük abdestsiz ligi gidermede,, yemek pişirmede ve içmede hep bu sular kullanılır. Bu tür suların en üstünü Zemzem suyudur.

2)   Temiz ve temizleyici olmakla birlikte kullanılmaları mekruh görülen sular.

Ev kedisi gibi ehil bir hayvanın, sokaklara salıverilmiş tavuğun, çaylak ve doğan gibi yırtıcı kuşların, fare ve yılan gibi haşeratın artıkları bu kabildendir. Başka su var iken küçük ve büyük abdestsiz ligi gidermede, yeme ve içmede bu suları kullanmak tenzihen mekruhtur. Başka su yoksa mekruhtuk kalkar.

3)      Temiz fakat temizleyici olmayan sular.

Küçük veya büyük abdestsiz ligi gidermekte yahut temiz iken boy abdesti veya abdestli iken sevap kazanmak maksadıyla tekrar abdest almakta kullanılan su birikintileri bu nev’indendir. Yani temiz fakat, temizleyici değildirler. Bu sulara «kullanılmış sular» denilir. Bu şekilde kullanılmış ve biriktirilmiş bir su ile bir daha abdest alınmaz. Yine, yemeklerden evvel ve sonra el yıkamak Sünnettir. Bu Sünneti uygularken leğende biriken su temizdir fakat, temizleyici değildir.

Bu kullanılmış suların temizleyici olmaları hükmi necasetlere, yani büyük ve küçük abdest izliklere münhasırdır.
Yoksa abdest alırken biriktirilmiş bir su ile maddi necasetler temizlenir. Fakat bu birikinti sulan içmek, yemeklerde kullanmak veya bu tür sularla hamur yoğurmak tenzihen mekruhtur. Yine, temiz olan çamaşırları, çanak ve çömlekleri yıkama neticesinde biriktirilmiş duru sular da kullanılmış sayılmaz; yani o su hem temizdir, hem de
temizleyicidir.

4)      Temiz olmayan sular.

İçine necaset düştüğü kesin olarak veya kuvvetli bir zanla bilinen az miktardaki durgun sular ile kanalizasyon ayağının bağlanıp renginin yahut tadının veya kokusunun değiştiği akıcı sular bu kabil sulardır. Yani temiz değildirler. Yine hangi cinsten olursa olsun köpeğin, domuzun, canavarların, maymunun, aslanın, kaplanın ve şair yırtıcı hayvanların artıkları olan sular temiz değildir.

Elma, üzüm, ıspanak, havuç, şalgam, turp vb. gibi sebze ve meyvelerin sıkılmasından elde edilen sular ile abdest alınmaz. Bütün cüzleri sıkılmaya kabil temiz bir sıvı ve mukayyet (vasıflı) bir su ile elbise ve vücuttaki hakiki necasetleri temizlemek caizdir. Mesela; gülsuyu ile böyle bir pisliği gidermek sahihtir. Sirke de temizlik maddesi olarak kullanılır. Fakat yağ, süt, pekmez, bal gibi nesnelerle temizlik yapılmaz.

5-      Temiz olup-olmaması şüpheli sular.

Ehil eşeklerle katırların az su hükmündeki sulardan kalan artıklarıdır. Bunların artıkları temiz ise de abdest ile boy abdestinde kullanılmalarında şüphe vardır. Başka su varken, bu tür sularla abdest alınmaz, gusül yapılmaz.

Ama bu sularla temizlik yapılır, pislikler yıkanır. Namaz vakti başka su bulunmazsa, önce bu sularla abdest alınır veya gusül yapılır, bunların ardından da teyemmüm edilir.

Sıhhat şartlarını haiz bir su ile kullanılmış bir su birbirlerine karıştığında bakılır; eğer ikisinin miktarı eşit ise, kullanılmış su galip sayılarak o su ile küçük veya büyük abdest giderilmez. Eğer mutlak su çoksa, hüküm ona göredir, yani bu takdirde, o su abdestte kullanılır.

Bir kimse abdestli olduğu halde sırf serinlemek veya başkasına öğretmek maksadıyla abdest asla kullandığı sular kullanılmış su hükmünü almaz. Yani o su, hem temiz hem de temizleyicidir. Çünkü bu su ile ne maddi ne de hükmi bir pislik giderilmiştir.

Cünüp olan kimse, hamam tasını çıkarmak için elini hamamın havuzuna soksa, elinde maddi necaset yoksa suya bir zarar vermez.

Kurnadan su almak:

Hamamda, hamam taşlarındaki suyun musluktan veya taşın ağzından akması halinde su, akarsu hükmünde olduğundan; gerektiğinde elleri – pis olsalar bile – kurnaya sokmayı imam Ebu Yusuf caiz görmüştür. Ama eğer su, o gibi şeylerden akmıyorsa, eli kumaya sokmamak icap eder.

Akarsuya necis düşmesi:

Bir akarsuya leş veya şarap gibi necis bir şey bırakıldığında veya döküldüğünde, eğer o şey suyun üç vasfından birini gidermezse, o su temiz ve temizleyicidir, pis sayılmaz.

Oluklardan akan sular:

Yağmur yağdığında damlar üzerindeki oluklardan akan yağmur sulan temizdir. Ama eğer olukta – bilhassa damlan toprak köy evlerinde büyük bir ihtimal dahilinde olduğu gibi necis bulunursa veya yağan yağmurdan oluşan yağmur sularının yansı veya daha çoğu oluğun ağzındaki necislere değerse, suyun vasıflarında değişiklik
meydana gelmese bile, o oluktan akan su necis sayılır.

Suyun bulunduğu kaba eli bandırıp abdest almak:

Birisi ağzı geniş iki litrelik bir kaba bir-bir buçuk litre su koyarak abdest almak istediğinde, temiz olan elini bu kaba daldırarak su alıp abdest alabilir. Eli temiz olduğundan suya zarar vermez. Elini suya batırmakla su kullanılmış su hükmüne girmez. Zira kullanılmış su hükmüne girmesi için, elini suya batırdığı zaman elinden damlayan su damlacıklarının kaptaki suyla eşit veya ondan çok olması gerekir. Misalimizde böyle bir durum yoktur.

MUKAYYED SULARIN HÜKÜMLERİ:

Mutlak sular hakiki ve hükmi necasetler (küçük ve büyük abdestsizlik) giderildiği halde bitki, meyve ve çiçek sularından sağlanan mukayyet sularla abdestsizlik ve boy abdestsizliği giderilemez. Fakat mukayyet suların bir kısmıyla maddi temizlikler yapılır, necasetler temizlenir. Mesela; yağlı ve yapışkan olmayıp sıkmakla
akıp giden mukayyet sularla hakiki necasetler giderilebilir. Örneğin; budanmış bir asmadan damlayan suların biriktirilmesiyle her türlü maddi temizlik caizdir.

Temiz olmaları şartıyla bulanık sulardan abdest ve boy abdesti alınabilir. Küçük ve büyük abdestsizlik hallerini gidermeye elverişli her su, diğer tüm ihtiyaçları gidermeye de elverişlidir.

NECASET ve KISIMLARI

Temiz olmayan şeye «necis» veya «necaset» (pis, murdar) nesne denir. Türkçemizde her iki kelime de kullanılmaktadır. Necaset, hakiki (maddi) olduğu gibi hükmi de olur. Hükmi necasetdaha önceleri gördüğümüz gibi abdestsizlik veya boy abdestsiz ligi halleridir. Hakiki necasetler, maddeleri olan pis nesnelerdir, yalnız
muayyen dışkılar ve kazuratlar değildir.

Necasetler iki kısımdır:

1)      Necaset-i galiza diye nitelendirilen ağır necasetler;

2)       Necaset-i hafife diye anılan hafif necasetler.

Bu tür necasetlere galiza (ağır) ve hafife (hafif) necasetler denilmesinin sebebi; bir kısmının temizlenmesinin zor, bir kısmının da kolay olmasından kaynaklanmaktadır. Namazın sıhhatine engel olup olmayan miktarları intibaıyla bu isimlerle anılmışlardır. Yoksa, daha önceleri geçtiği üzere ağır ve hafif necasederin sulan ve sıvı maddeleri murdar duruma düşürme hususunda aralarında fark yoktur.

Ağır necasetler iki çeşittir:

  1. a) Katı,
  2. b) Sıvı.

Katı necasetlerin bir dirhem (2,8 gram) kadarı bağışlanıp namazın sıhhatıne engel sayılmamıştır, bundan fazlası engel addedilmiştir.

Sıvı necasetlerde ise, bunun parmak diplerinden itibaren el ayası genişliğinden fazla olmamaları şartı koşulmuş, bu miktarı bağışlanmıştır.

O halde, namaz kılan kimsenin elbisesinde veya vücudunda yahut ayaklarını koyduğu yerde ağır veya hafif necasetlerden sınırlarını belirttiğimiz – miktar ve ölçülerden fazla bir necaset bulunursa, namaz sahih olmaz. Secde mahalline gelince, burada imam-ı Azam efendimizden iki ayrı görüş nakledilmiştir: imam Muhammed’in rivayetine göre, secde yerinde bir dirhemden (2,8 gramdan) fazla ağır necaset bulunursa, namaz fasid olur. İmam Ebu Yusuf un rivayetine göre fasid olmaz.

Şunu da belirtmeliyiz ki yukarıda belirtilen miktar ve ölçülerin bağışlanmaları namaza engel olmaları açısından düşünülmelidir, yoksa üzerinde o miktar ve Ölçülerde necaset bulunan birinin kıldığı namaz tahrimi kerahetie; bu miktar ve ölçülerden az bir necasetle kılınan namaz da tenzihi kerahetie caizdir.

Hafif necasetlerde ise, necasetin değdiği elbisenin veya yerin dörtte birinden fazla olması – temizleme imkanı varken – namazın sıhhatine engel sayılmış, bu miktar ve ölçüler ise bağışlanmıştır.

Elbisenin dörtte birinin mahiyeti üzerinde değişik görüşler ileri sürülmüştür. Kimi, «avret mahallini örtecek kadar olan elbisenin dörtte biridir» demiş; kimisi, «elbisenin örttüğü organın dörtte biri» olduğunu savunmuştur. İmam Ebu Yusuf da enine-boyuna yalnız bir karış olan hafif necasetin bağışlanıp bundan fazlasının bağışlanmayacağını bildirmiştir. Fakat en sahih görüş; elbisenin (ve bedenin) dörtte birinden maksat, bir elbisenin tamamının bedene değdiğinde de bedenin tamamının – dörtte biridir, vücut organlarının dörtte biri değil.

NECASET-İ GALİZAIAR (Ağır Pislikler):

Bebekler de dahil olmak üzere tüm insanların sidikleri ve dışkılarıyla insan vücudundan çıkıp abdesti bozan kan, irin, meni, vedi, mezi maddeleri, hayız lohusalık ve istihaza (hastalık) kanları, ağız dolusu kusmuklar, şaraplar, Besmele ile kesilmeyen hayvanların etleri, akıcı kanları olan tüm hayvanların kanları, tabaklanmamış deriler, aktıktan sonra donan ve pıhtılaşan kanlar, büyük yılan laşeleri, eti yenmeyen hayvanların dışkıları ve sidikleri.

HAFİF NECASETLER

Etleri yenen hayvanlar ile atın sidiği ve etleri yenmeyen kuşların dışkıları hafif necasetlerdir. Necasetlerin ağır ve hafif diye ikiye ayrılmaları, namazın sıhhatıne engel olup olmamaları açılarından taksim edilmiştir.

Konuyla İlgili Bazı Meseleler

Etleri yenen kanatlı hayvanlardan tavuğun, ördeğin ve kazın tersleri ağır necaset; güvercin ve serçe gibi havada tersleyenlerin dışkıları temizdir, içine düştükleri sıvı pis sayılmaz.

Etleri yenen ehli ve vahşi hayvanların tersleri, imam-ı Azam hazretlerine göre necaset-i galiza, İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed’e göre ise necaset-i hafifedir.

Her hayvanın ödü, sidiği gibidir. Geviş getiren hayvanların gevişleri, gübreleri mesabesindedir; yani sidikleri ve gübreleri hafif necaset ise, gevişleri ve ödleri de hafif necasettir. Gübreleri ve sidikleri ağır necaset ise, ödleri ve gevişleri de ağır necasettir.

Ağır necaset türünden de olsa sidiğin iğne ucu veya deliği kadar olan serpintileri bağışlanmıştır; yani elbiselere, bedenlere ve yerlere sıçrayan bu serpintileri temizlemek zorunluğu yoktur. Çünkü bunlardan korunmak pek mümkün değildir. Ama çuvaldız ucu kadar olan serpintilere göz yumulmamıştır, bunların muhakkak temizlenmeleri gerekir.

Yalnız iğne ucu veya deliği kadar olan sidik serpintileri yukarıda tarifini verdiğimiz az suya düştüklerinde, o suyu temizlikten çıkarırlar.

Ölünün vücudunda necaset olmadıkça, yıkanılan kullanılmış su hükmündedir. Yani yıkanılan temiz fakat temizleyici değildir.

Caddelerin, sokakların sert ve cıvık çamurları az çok necaseten azade olamayacakları cihetle zarurete binaen temiz sayılmıştır. Gübreli çamurlar da çok fazla olmamaları şartıyla namaza engel addedilmemişlerdir.

Ahırlarda, tuvaletlerde ve hamamlarda sıcaklıktan meydana gelen buharların tavanlarda birikip damlayan damlacıklar necis sayılmaz. Necasetin dumanı da necis değildir.

Koyun, keçi, inek gibi hayvanların memelerine bulaşmış tersleri, sağılan sütü murdar ederler. Ama süt sağılırken sütün içine bir iki katı ters danesi sütte iz bırakmamaları ve hemen çıkarılmaları şartıyla sütü necis etmezler. Çünkü bundan korunmak hayvancılıkla meşgul olanların çok iyi bildikleri gibi oldukça zordur.

Yılanın gömleği – üzerinde necaset bulaşığı olmamak kaydıyla – tavuktan çıkan yumurta, ipek böceğinin kendisi ve pislikleri, domuz hariç Besmelesiz kesilmiş diğer hayvanların boynuzları, tırnaklan, yağsız kemikleri, kırpılmış kıllan, tüyleri, tabaklanmış derileri temizdir.

Eti yenmeyen kuşların yumurtaları da sahih kavle göre etleri gibi necistir.

Bir kimse kurumuş meni bulaşığı olan bir yatakta uyuduğunda elbisesi veya vücudu pis olmaz. Ama terler de terinin etkisiyle yataktaki pislik ıslanıp çamaşırına veya vücuduna bulaşırsa o takdirde pisliğin bulaştığı yerleri temizlemek gerekir.

Nemli pis bir kumaşa sarılan kuru bir elbise pis olmaz.

Pis fakat, kuru bir toprağa serilen yaş bir kumaş üzerinde necasetin eseri görülmedikçe pis olmaz.

Pis yerlerden esip gelen rüzgarların esintileri de elbiseleri

pis etmez. Meğer ki necasetin eseri elbisede apaçık görüle. Bu takdirde, öyle bir elbiseyle namaz kılmak caiz olmaz. Bu eser, sıvı pisliklerde esintilerin iğne uçlarından büyük olması; katı maddelerde de elbiseye veya vücuda kokularının sinmesidir.

Temiz bir toprak, necasetli bir su ile çamur yapıldığında veya pis bir toprak, temiz bir su ile çamur haline getirildiğinde; her iki durumda da çamur pis olur.

Bir köpek, bir adamın elini veya elbisesini kapsa; ağzının yaşlığı kaptığı yerde görülmedikçe, o yer pis olmaz.

Hanefi Mezhebinde saf balgam ne kadar çok olursa olsun temizdir. Balgam yenilmiş şeylerle çıkarsa; bu durumda bakılır; eğer yenilmiş şeyler çoksa o balgam necistir, eşit olurlarsa hükümleri ayrı ayrı düşünülür ki, yenilecek şeyler ağız dolusu kadar olursa kusmuk hükmünü alır. Ki ağız dolusu kusmuk necistir.

Tükürüğe karışan kan, tükürükle eşit oranda olursa – ağız dolusu olmasa da o tükürük necistir.

Şarap ve sarhoşluk veren diğer tüm sıvılar necistir.

Pis bir şeyle boyanan elbisenin temizlenmesi: Necis sayılan bir sıvı ile sulandırılmış bir kına yakılsa veya böyle bir sıvıya boya katılıp elbise boyansa yakılan el ile boyanan nesne üçer defa ayrı ayrı temiz su ile yıkanmakla temizlenir.

Necasetleri Temizleme Yolları

Necis dediğimiz pis şeyleri temizlemenin bir çok yolu vardır, bunlar sırasıyla şunlardır:

1)       Yıkamak

2)       Silmek,

3)       Kurutmak,

4)       Yontmak,

5)       Mahiyet değiştirmek,

6)       Kazımak,

7)       Tabaklamak,

8)       Ovalamak,

9)       Sürmek,

10)      Yakmak,

11)      Elden Çıkarmak,

YIKAMAK SURETİYLE TEMİZLEME:

Yukarıda da açıkladığımız üzere necasetler ağır ve hafif necasetler diye ikiye ayrılır. Temizleme konusunda bu iki tür necaset arasında fark yoktur, her iki tür necasetin görülen ve görülmeyen çeşitleri vardır. Bu bakımdan, görülen necasetler ile görülmeyen necasetleri temizlemede farklı uygulama yapılır.

Hükmi necasetler ancak su ile temizlenir:

Necasetleri temizlemede esas olan sudur: Abdestsizlik, cünüplük, lohusalık ve adet görme halleri gibi hükmi necasetlerden temizlenmek için mutlak su (kullanılmamış temiz su) gerekli iken, hakiki necasetleri temizlemede bu şart yoktur. Bunun için, her çeşit mutlak su yanında gülsuyu, çiçek suyu, içinde baklagiller gibi temiz şeylerin ıslatıldığı ve suyun inceliğine halel gelmediği kullanılmış ve mukayyet her nev’i su ile necasetler yıkanıp temizlenir.

Eritilmiş yağ, yağı alınmış süt, şerbet haline getirilmiş bal, pekmez, reçel gibi temiz sıvılarla temizlik yapılamayacağı gibi, pelteleşerek akıcılığını kaybetmiş su ile de necasetler giderilemez.

Necaset bulaşmış bir şeyin Şer ‘an temiz duruma girebilmesi için, o şeyi sıcak su ile yıkamak yahut sabun ve deterjan kullanmak şart değildir.

Kuruduktan sonra izi görülen necasetler «necaset-i mer’iyye (görünen pislik)»; kuruduktan sonra izi görünmeyen necaset de; «necaset-i gayr-i mer’iyye (görünmeyen pislik)» diye nitelenir.

Görünen necasetler; izleri kayboluncaya kadar yıkanmakla temizlenmiş olurlar. Necasetin izleri bir defa yıkamakla giderse, bu bir kez yıkamak da kafi gelir.

Görünmeyen bir necasetle pislenmiş bir elbise – mesela sidikli bir giyişi – üç kez yıkanır ve her defasında damlalar kesilinceye kadar sıkılır. Elbiseyi sıkmakta, yıkayanın kuvveti muteberdir. Son sıkışında, elbiseden hiç su damlamamalıdır. Bu son sıkışla hem elbise, hem yıkayanın eli, hem de leğen temizlenmiş olur.

Yıkamakla İlgili Bazı Meseleler:

Leke bırakan necisler mesela kan bulaşmış veya şarap dökülmüş bir elbise yıkantı duruluncaya kadar yıkanır. Bu ameliyeden sonra elbisede leke kalırsa zarar vermez.

Sıvı yağların temizlenmesi: Sıvı haldeki tereyağıyla zeytin yağına ve diğer bitkisel sıvı yağlara necaset karıştığında iki yöntemle temizlenirler:

  1. a) Yağın içine aynı oranda su dökülerek çalkalanır; suyun üzerine çıkan yağ alınarak başka bir kaba konulur ve bu ameliye üç defa uygulanır.
  2. b) Böyle bir yağ, altından musluklu bir kaba aynı oranda su ile konulduktan sonra musluk açılarak su boşaltılır ve bu iş aynı şekilde üç defa ayrı sularla yapılır.

Katı yağlara bir necaset bulaştığında, necis olan yer oyularak atılır.

Bal, pekmez ve süt gibi sıvılara necaset düştüğünde, üzerlerine su dökülerek kendi miktarlarına gelinceye kadar kaynatılır ve bu ameliye üç defa uygulanır.

  • Sidik karışmış bir teneke buğday veya diğer daneli bitkiler üç defa ayrı ayrı sularda yıkanmak ve her defasında kurutulmakla temiz olurlar.

Necasetle bulanmış bir et üç kez ayrı ayrı su ile kaynatılır ve her defasında soğumaya bırakılır. Üçüncü soğumadan sonra et temizlenmiş olur.

KAP – KACAKLARIN TEMİZLENMESİ:

Necaset bulaşmış kapları üçe ayırmak mümkündür.

  1. a) Topraktan yapılmış ve ateşte pişirilmiş kaplar,
  2. b) Tahtadan mamul kaplar.
  3. c) Madenlerden yapılmış kaplar.

Bu kapları temizlemenin de dört yolu vardır:

1)      Alazlamak (yakmak),

2)       Yontmak,

3)      Silmek,

4)      Yıkamak.

Topraktan yahut taştan yapılmış kaplar yeni ise ve necaset kabın gözeneklerine nüfuz etmiş ise, böyle bir kap alazlanmak (ateşte pişirmek) suretiyle temizlenir. Bu kap eski ise – her defasında damlaları kesilmek üzere üç defa yıkanır. Eğer o kap tahtadan mamul ise, yenisi yontulur, eskisi tarif ettiğimiz gibi yıkanır. Şayet necaset bulaşmış kap demir, bakır, kurşun, cam gibi nesnelerden ise bakılır; yüzleri pürüzsüz ise silinir, pürüzlü ise yıkanır.

Temizlikle ile ilgili bazı meseleler:

  • O” Görünmeyen bir necasetin bedenin veya çamaşırın neresine dokunduğu unutulsa veya «şurası mıydı, burası mıydı?» diye şüpheye düşülse, bir tarafını yıkamakla çamaşırın yahut vücudun tamamının temiz olacağı öngörülmek ve bu görüş tercih edilmekle birlikte en iyisi elbisenin ya da bedenin tamamının yıkanmasıdır.

Üzerinde necaset veya meni bulunan bir kimse bunun ne zaman bulaştığını kestiremezse, necasette en son abdest bozduğu; menide ise en son uyuduğu vakti nazar-i itibara alır. O zamandan itibaren kıldığı namazlarını kaza eder.

Su borularının temizlenmesi: Bir borunun içinden pis su akıtıldıktan sonra aynı boruyla temiz su akıtılsa; bu temiz su, borunun diğer ucundan çıktığında yine temiz olarak çıkmış olur.

Murdar su verilerek yapılmış bir bıçağın içi ve dışı pistir. Böyle bir bıçak yıkandığında, dışı temizlense de içi temizlenemez. Bunun için, birisinin bu yolla yapılmış bir bıçak üzerinde iken kıldığı namaz sahih olmaz.

Bir organına kan bulaşan biri, bu kanı yalayıp tükürse ve bu şekilde organında kan izi kalmasa, hem organı hem de ağzı temizlenmiş olur.

Bir bebek annesinin memesini emerken memeye ağız dolusu kussa ve sonra bu kusmuğunu emse, annesinin memesi temizlenmiş olur.

  • > Süt emen çocuğun ağız dolusu kusmuğu da pistir.

İpekli elbiseler gibi ince giysilere necaset bulaştığında aşın derecede sıkmak elbiseye zarar verirse normal şekilde sıkılır.

Bir kabın veya elbisenin üçer kere yıkanıp su damlalarının kesilinceye kadar bir takım işlemlerden geçirilmesi şartı tekne veya leğen gibi kapta yıkanmalarına göredir. Eğer bu tür elbise ve kaplar akar bir suda veya çeşmede yıkanırsa yahut maşrapa ile bol su dökülerek yıkanırsa, yukarındaki şartlar bahis konusu olmaz. Çünkü, bu
durumlarda elbiseye veya kaba değen sular değişik sulardır.

İçine sidik nüfuz etmiş bir yerin (toprağın) üzerine üç defa ayrı ayrı temiz su dökülmekle, o yer temizlenmiş olur.

SİLMEK SURETİYLE TEMİZLEME:

Madenlerden yapılmış ve pürüzleri giderilmiş ayna, tepsi, bıçak, kılıç, mermer, sini, masa ve benzeri araç ve gereçler yaş ve kuru bir necasetle pislendiklerinde bez, toprak, tüy, yaprak ve sünger gibi eşyalardan biriyle silinerek temizlenir. Eğer bu araçlar pürüzlü, oymalı, nakışlı olurlarsa silmek yetmez, muhakkak yıkanmaları gerekir.

KURUTMA SURETİYLE TEMİZLEME:

Bu usul yeryüzüne ve yeryüzündeki taşlar, duvarlar gibi sabit nesnelere hastır. Herhangi bir necasetle pislenen yeryüzü; güneş, ateş ve rüzgar ile kuruyarak üzerindeki necasetin izi kaybolursa, burası temizlenmiş sayılır. Bu gibi yerlerde namaz kılınır, fakat, teyemmüm yapılmaz.

Ot, ağaç vs. bitkiler gibi yerde sabit olan nesneler ile yere ve damlara döşenmiş taşlar, maltalar, tuğla ve kiremitler toprak gibidirler. Yani kendilerine bulaşan necaset kuruyup iz kaybolduğunda temiz olurlar. Fakat döşenmemiş tuğla, kerpiç, taş ve bu türden olan diğer katı maddelerle koparılmış bitkiler, biçilmiş otlar ve kesilmiş ağaçlar pislendiklerinde yıkanırlar ve kendilerinde necasetten eser kalmadığına dair galip zan ile hüküm verilinceye kadar üzerlerinde namaz kılınmaz, kurumaları yeterli değildir. Yalnız değirmen taşı gibi sathı kabarcıklı, pürtüklü olan taşlar bir yere döşenmiş olsalar bile kurumakla temizlenirler. Çünkü bu tür taşlar yer gibi necaseti emerler, içlerine çekerler.

YONTMAK SURETİYLE TEMİZLEME:

Bu usul tahtalarda uygulanır. Necaset bulaşan bir tahta yeni ise yontularak temizlenir, eski ise yıkanır. Mesela; namazlık olarak kullanılan bir tahta parçasını ele alalım: Buna bir pislik değdiğinde bakılır; eğer bu tahta marangozdan yeni gelmiş ve cilalı değilse bunu temizlemenin yolu yontmaktır, çünkü yeni ve cilasız olduğundan sidiği emmiş olması büyük ihtimaldir. Ama tahta eski ise, yıkanmakla temizlenmiş olur ve üzerinde namaz kılınır.

MAHİYET DEĞİŞTİRME SURETİYLE TEMİZLEME

Murdar bir şey mahiyet değiştirip temiz nesneye dönüşünce temiz olur. Mesela; tuz gölüne düşen veya atılan bir domuz tuz kesilse, temiz olur.

Yine toprağa dönüşen gübre yığını, yanıp kül olan tezek kümbeti, sirkeye dönüşen şarap, bu mahiyetleri alınca temizlenmiş olurlar. Binaenaleyh böyle bir sirke kullanılacağı gibi toprağa dönüşen gübre yığını üstünde de namaz kılınır.

KAZIMAK SURETİYLE TEMİZLEME:

Necaset bulaşmış bir toprağın altı, üstüne getirilmekle temizlenir. Bu ameliye ile amaçlanan, temizlikten çok pisliği gizlemektir. Yani temiz toprak üste getirilir, pis kısmı alta gömülür.

TABAKLAMA SURETİYLE TEMİZLEME:

Bu temizleme şekli deriler için uygulanır. Domuz hariç meşru şekilde boğazlanan, eti yenen ve yenmeyen her hayvanın üzerinde kan bulunmayan derisi temizdir. Meşru şekilde kesim, bu hayvanların derilerinin temizliği için yeterlidir; böyle bir deri üzerinde namaz kılınır. Ancak eti yenmeyen hayvanlar meşru şekilde boğazlansalar
bile etleri temiz olmaz. Binaenaleyh, böyle bir hayvanın etinden bir dirhem (2,8 gram) ağırlığında bir et parçası bulunan birinin kıldığı namaz sahih değildir. Bu açıklamalardan, şu neticeye varıyoruz: Derilerin tabaklanması İslam’ın öngördüğü şekilde boğazlanmamış, Besmele ile kesilmemiş, murdar olmuş hayvanların derileri için bahis konusudur.

Derilerin tabaklanması, hakiki tabaklama ve hükmi tabaklama olmak üzere iki usulle yapılır:

  1. a) Hakiki tabakalama:

Şap, mazı, palamut, nar kabuğu ve kimyevi maddelerle yapılan tabakalama şeklidir.

  1. b) Hükmi tabaklama:

Deriyi topraklamak yahut Güneş’e sermek veya açık havada bırakmakla yapılır.

Hüküm açısından bu iki tabaklama şekli arasında bir tek fark vardır; o da şudur: Hakiki tabaklama usulüyle temizlenmiş bir deri ıslandığında, necisliği bil ittifak geri dönmez. Ama hükmi tabaklama usulüyle tabaklanmış bir deri ıslandığında necisliğinin geri dönüp dönmeyeceği ihtilaflıdır. Hal böyleyken bu yolla temizlenen bir deri
ıslandığında, onun da necasetinin avdet etmeyeceği görüşü daha isabetlidir. Fetva da bu şekilde verilmiştir. Binaenaleyh, tabaklama suretiyle temizlenmiş postekide namaz kılınır, mesti giyilir, kovasıyla su çekilir ve bu çekilen sudan abdest alınır.

Şer ‘an pis sayılan maddelerle tabakaladığı bilinen bir deriyi üç defa yıkamadıktan sonra üzerinde namaz kılmak caiz olmaz. Ne ile tabaklandığında şüphe edilirse, yine en iyisi üç defa yıkadıktan sonra kullanmaktır.

Yılan, fare ve kuş derilerinin tabaklanmaları bahis konusu olmadığından tabaklanma hükmü bunların derilerine şamil değildir. Kafir de olsa insan derisi tabaklanıp kullanılamaz.

OVALAMAK SURETİYLE TEMİZLEME:

Erkek ve kadının menileri çamaşırlarına bulaşıp kuruduklarında, ovmakla temizlenir. Ama yaş menileri, muhakkak su ile yıkamak gerekir.

Kuru meni ovularak çamaşır temizlendikten sonra meninin yerine su değip ıslansa, sahih kavle göre meninin necisliği tekrar geri dönmez, ovma ile yapılmış olan temizlik kafidir.

Bedene bulaşan meni ister yaş ister kuru olsun, ovmakla değil yıkamakla temizlenir.

SÜRTME SURETİYLE TEMİZLEME

Bu usul, bilhassa mestler ile ayakkabılar için uygulanır. Mestlere ve ayakkabılara isabet eden necasetler; yoğunlukları (kütleleri) olan necasetlerden ise; temizlemekte kullanılan sıvılarla temizleneceği gibi sünger, bez vs. ile iyice silmek veya toprağa toprak yaş da olsa sürtmekle de temizlenir. Bulaşık necasetler kuru değil de
yaş ise İmam Ebu Yusuf un görüşüne göre zarurete binaen yine iz kalmayacak şekilde temiz bir bez ile silinerek temizlenir.

Meste bulaşan necaset sidik ve şarap gibi derinin içine nüfuz eden maddelerden ise, bu durumda mesti ve benzerlerini muhakkak yıkamak gerekir (Sabunlu sünger ve sabunlu bezlerle iyice silmek de yıkama yerine geçer).

YAKMA SURETİYLE TEMİZLEME:

Bazı durumlarda yakma usulüyle de temizlik yapılır. Mesela; Besmele ile kesilmiş bir hayvanın kellesindeki kanlar, ateşte yakılmakla temizlenir ve böylece kelle yenilecek duruma gelir.

Yine, pis çamurla yapılmış çanak-çömlek ateşte pişirilmek suretiyle temizlenir.

Yine, bir kadın tandırı yaktıktan sonra tandırın iç duvarlarını pis su ile ıslatılmış bir bezle silse ve ekmeği tandırın duvarına yapıştırmadan ateşin hararetiyle bu ıslaklık gitse, pişirilen ekmek pis olmaz.

ELDEN ÇIKARMA SURETİYLE TEMİZLEME:

Harmanlarda buğday, arpa, çavdar düğerken hayvanların pislemesi kesindir. Böyle durumlarda, havyanın pislediği kısmın alınıp üç defa yıkanması öngörülüyorsa da – bu terslerde, dışkılarda mümkün olmakla birlikte – sidikleri temizlemede hemen hemen imkansızdır. Yani sidikli kısmın, temiz kısımlara sirayeti kaçınılmazdır.

Binaenaleyh böyle durumlarda, harmanın herhangi bir yerinden (veya harman döğülüp daneler ayrıldıktan sonra), o pislenen kısım veya daha fazla kadar bir miktar ayrılıp yıkanır yahut satılır veya birisine bağışlanır veya mahsul bölüştürülür. Bu işlemlerden biri yapılınca mahsulün tamamı, yani hem elden çıkarılanı hem de elde kalanı temizlenmiş olur.

Yarısı veya daha fazlası necis olan bir pamuk, atılmakla temiz olmaz. Ama daha az ve muayyen olmayan bir bölümü pislendiğinde, pamuğun tamamının atılmasıyla o pis kısım da temizlenmiş olur.

İslam Dinine Ait Hükümlerin Dayandırıldıkları Temeller

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı

Yükleniyor...
Başa dön tuşu