Namaz Nedir?

NAMAZ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Yemek Tarifleri

NAMAZ NEDİR? Namaz, Arapça “salât” kelimesinin karşılığıdır. Bu kelime, lügat ta; dua, yalvarma anlamlarında kullanılır. Şeriat ıstılahımdaki tarifi ise; Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’in sözleri ve tatbikatıyla açıkladığı üzere: “Allâhü Ekber sözüyle başlanılan ve esselâmü aleyküm ve rahmetullâh” cümlesiyle bitirilen kendine has davranış ve okuyuşları içeren bir ibadet şeklidir. Eskiler, namazı “Namaz, erkân-ı maluma ve efâli mahsusadır.” cümlesiyle tanımlamışlardır.

NAMAZIN FARZ OLUŞU

Namazın farz oluşu; Kur’an, hadis ve İslam ümmetinin icmâi ile sabittir. Kur’an’ın pek çok ayetinde: “Namaz kılınız”
ifadesi geçer. Allah Teâlâ, farz namazlarla ilgili olarak Nisa süresinin 13’üncü ayetinde mealen şöyle buyurur:

—       “Şüphesiz, namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farz olmuştur.”

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz de:

—       “Müslüman her erkek ve kadına her gün ve gece kılınmak üzere beş vakit namaz farz oldu.”

Yine Allah’ın Rasûlü Veda Haccında yaptığı ünlü hitabesinde şöyle buyuruyordu:

—     «Rab’ınıza ibadet ediniz, beş vakit namazınızı kılınız, Ramazan ayınızın orucunu tutunuz, Rab’ınızın evini ziyaret ediniz, gönül hoşluğuyla mallarınızın zekâtını veriniz, ki Rab’ınızın Cennet’ine giresiniz.»

Beş vakit namazı eda etmeye gücü olan mükellef her Müslüman erkek ve kadın bu emri yerine getirmek zorundadır. Beş vakit namazı vakitlerinde kılanlar sevaba nail olurlar. Meşru özürleri olmadan terk edenler ise, Dünya ve Ahirette cezaya çarptırılırlar ve bu gibi şahıslara “fâsık” denir.

Namazın farz oluşunu inkâr eden veya namazı bilinen şeklinin ve mahiyetinin dışında yorumlamaya kalkışan veya namazı alaya alan, ânında kâfir olur. “Namazdan maksat duadır, Allah’a yalvarmadır, şekil değildir. İslâm’da bildiğimiz şekilde namaz yoktur” gibi sözlerin hepsi küfürdür.

NAMAZIN TARİHÇESİ

Namazın tarihi Âdem aleyhisselâm’a varır. Âdem aleyhisselâm da dâhil olmak üzere gönderilen bütün Peygamberlerin ve bunların ümmetlerinin namazla mükellef kılındıklarını biliyoruz. Yalnız bu namazların mahiyet ve keyfiyetleri hakkında kesin bilgimiz yoktur.

Meselâ; bildiğimiz şekildeki Sabah Namazıyla Âdem Peygamberin, Öğle Namazıyla Davud Peygamberin, İkindi Namazıyla Süleyman Peygamberin, Akşam Namazıyla Yakup Peygamberin ve Yatsı Namazıyla Yunus Peygamberin – Allah’ın selâmı üzerlerine olsun mükellef tutuldukları rivayet edilir.

Mensubu bulunduğumuz mübarek İslâm Dininde bildiğimiz şekliyle beş vakit namaz, Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem Mekke’den Medine’ye Hicret buyurmadan 18 ay kadar önce Miraç Gecesi’nde farz kılınmıştır. Akşam namazı hâriç diğer dört vaktin farzları ilkönce ikişer rekât olarak farz kılınmıştı. Hicretten sonra Öğle ile İkindi ve Yatsı namazlarına ikişer rekât daha ilâve edilerek misafirlik durumları dışında dörder rekât kılınmaları takarrür etti.

Akşam ile Sabah namazının farzlarında bir değişiklik yapılmadı.

Rasûlullah (s.a.v.), kendisine Peygamberlik geldikten sonra ve beş vakit namaz farz kılınmadan önce, her gün iki defa namaz kılmakla mükellef tutulmuştu. Bu dört rekâttan ikisini sabahleyin Güneş doğmadan önce, diğer ikisini de akşamleyin Güneş batmadan evvel kılıyordu.

Allah Rasûlü’nün beş vakit farz namazdan ilk kıldığı namaz Öğle Namazıdır.

FARZ NAMAZLARI KILANLARA VA’D EDİLEN MÜKAFATLAR

Beş vakit namaz;

1-      Dinin direği,

2-       Gerçek inancın koruyucusu,

3-       Kişiyi Allah’a yaklaştıran ibadetlerin efendisi,

4-       Tâatların başı, kalplerin nuru,

5-       Müslümanlığın alâmeti,

6-       Müminin Miracı,

7-       Allah’ın rızasına yükseliş merdivenidir.

Gerek Kur’an-ı Kerîm’de ve gerekse hadis-i şeriflerde namazlarını kılanlara büyük müjdeler verilmiş, bu gibileri kurtuluşa erenler, felâha kavuşanlar diye nitelendirilmiştir.

Kur’an-ı Hakim’de hakkıyla kılınan bir namazın, namaz kılanı kötülüklerden uzaklaştıran bir unsur olduğu kaydedilmiş, şöyle buyurulmuştur:

—       «Hiç şüphesiz namaz edepsizlikten, akıl ve Şeriata uymayan her şeyden alıkoyan» (Ankebut Suresi: 45)

Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyuruyor:

—               “Su kiri giderdiği gibi beş vakit namazda tüm günahları giderir.”

Allah Resûlü bir gün sahabelerine sorar:

— “Bana söyleyiniz: Birinizin kapısı önünde bir akarsu bulunsa ve kendisi de günde beş defa o suda yıkansa
(vücudunda) kirden bir şey kalır mı? Sahabeler:

— Hayır, hiçbir şey kalmaz. Rasûlullah:

— Beş vakit namaz da işte bunun gibidir, Allah onlarla (beş vakit namazla) hataları siler.” buyurur. (Buhari-Müslim).

Efendimiz buyuruyor:

— “Büyük günahlar işlenmedikçe, beş vakit namaz ile iki Cuma, aralarında meydana gelecek günahlara kefaret olurlar.”

Abdullah İbn Mes’ûd radıyallahü anh anlatıyor:

Bir keresinde Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimize:

— Yâ Rasûlallah! Allah katında amellerin hangisi daha sevimlidir? diye sordum.

— Vakti içinde kılman namazdır, buyurdu. Ben:

— Sonra hangisidir?

— Anaya babaya iyiliktir, cevabını verdi.

— Sonra hangisidir?

— Allah yolunda cihadadır, buyurdu. (Buhari-Müslim)

namaz

NAMAZLARINI KILMAYANLARIN DURUMLARI

Namaz İslâm’ın temel sütunlarından biridir. Namazını kılmayan, kendi Müslümanlığının en sağlam sütununu yıkmıştır. Namazlarını kılmayanlar hakkında çok ağır tehditler vârid olmuştur. Nitekim Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem:

—      “Namazını kılmayan kimsenin İslâm’da nasibi yoktur.” buyurmuştur. Başka bir hadislerinde de:

—      “Kişi ile şirk ve küfür arasında (bir engel vardır) namazın terki (bu engeli yıkmak)tır.” demiştir. (Müslim)

Yine Allah’ın Rasûlü: “Onlarla (kâfir ve müşriklerle) aramızdaki ahd (alâmet, nişan) namazdır. Namazı terkeden, hakîkaten küfretmiştir. ” buyurmuştur.

Namaz kılmayanlar için öngörülen maddî cezalar

Mezhebimizin İmamı İmam-ı A’zam hazretleri tembelliğinden dolayı namaz kılmayan şahsın ağzından, burnundan kan gelinceye kadar dövülüp hapse atılmasına ve namaz kılacağına dair söz verinceye kadar hapiste tutulmasına karar vermiştir. Bu muhterem İmam, namazlarını kılmayanların küfre düştüklerini vurgulayan hadisleri:

“Küfre yaklaşmışlardır, namaz kılmamaları, sonunda kendilerini küfre götürür” diye yorumlamış ve bu yorumunun doğruluğunu ayet ve hadislerden delil göstermek suretiyle ispatlamıştır. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de:

—      “Allah kendisine ortak tanınmasını bağışlamaz, bunun dışında kalan günahlardan dilediğini bağışlar.” buyurmuştur.

NAMAZ HUSÛSUNDA ANA VE BABALARIN SORUMLULUKLARI

Müslüman ana ve babalar 7 yaşına girmiş kız ve erkek çocuklarını namaza alıştırmakla yükümlüdürler, bunu yapmazlarsa günahkâr olurlar. Tahsil hayatındaki başarıların İlkokul ‘da atılan temellerle büyük bağlantısı olduğu gibi; İleride iyi bir Müslüman olmanın da küçük yaşlarda alman terbiye ile sıkı irtibatı vardır. Bu sebepten olsa gerek Aleyhissalâtü ve’s-selâm Efendimiz hazretleri:

—       “Yedi yaşına basan çocuklarınızı namaza alıştırın, on yaşına girdiklerinde namazlarını kılmazlarsa hafifçe dövün” buyurmuştur.

Fıkıh bilginleri, 10 yaşındaki buluğa ermemiş çocukların – namaz kılmadıkları takdirde her namaz vakti hafifçe dövülmelerini, fakat bunun üç tokattan fazla olamayacağını bildirmişlerdir. Çünkü bu tokatlar uyarmak ve eğitmek içindir, ceza için değildir. Ceza, mükellef için yâni rüştünü ispat etmiş kimse için söz konusudur.

NAMAZ KILANLARIN DİKKAT EDECEKLERİ HUSÛSLAR

Namazdaki asıl gaye; Yaratanımızın azametini hissetmek, Rahmetini düşünerek coşmak, Azabını düşünerek titremek, varlığı önünde erimektir.

Namaz esnasında vücudumuzu, dış organlarımızı disiplin altına soktuğumuz gibi, ruhumuzu, kalbimizi, duyularımızı da disiplin etmeliyiz ki kıldığımız namazın yararını görebilelim, namazlarında derin saygı göstererek kurtuluşa erenlerden olabilelim. Bunun için, namaza durmadan önce kalbimizi namaza bağlamalıyız, fikren namazın ulviyetini kavramalıyız, gafletten sıyrılmalıyız. Aksi takdirde, şeklen kıldığımız namazla borcumuzu ödemiş olsak bile ondan gerçek mâniada yararlanmış olmayız. Nitekim Allah Teâlâ:

—               “Beni zikretmek için namaz kıl” buyurmuştur.

Zikir, anış, şuurla yapılandır. Kişinin kıldığı namaz, bu zikri temin etmiyorsa namazı, namaz değildir.

Cenap-ı Hak:

—       “Ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayınız.” buyurmuştur.

Ayetin bu ifadesi, sarhoş kimseleri namaza yaklaşmaktan men etmenin sebebini açıklamaktadır. Bu mana, zihnini vesvese ve dünya düşünceleri kaplamış gafil kişilere de uygun düşer, o da sarhoşluğun bir başka türüyle sarhoş olmuştur.

Allah’ın Resulü buyuruyor:

“Kıldığı namazı kendisini kötülük ve çirkinliklerden alıkoymayan kimsenin namazı, ancak kişinin Allah’tan uzaklaşmasına sebep olur.”

Resul-i Ekrem Efendimiz, namazdaki bir adamın sakalını kaşıdığını görünce:

“Dikkat ediniz! Eğer bu adamın gönlü huşû duysaydı, uzuvları da elbet huşûa (derin saygıya) kavuşurdu. Çünkü güdülen (organlar), güdenin (kalbin) hükmüne bağlıdır.” buyurur.

Hadiste geçen güden ve güdelen kelimeleriyle kalp ve vücut organları kastedilmiştir. Nitekim Allah’ın Resulü bir diğer hadislerinde de şöyle buyururlar:

“Allah, dış organlarıyla birlikte kalbini namazda bulundurmayan kimsenin namazına bakmaz (böyle bir namazı kabul etmez).” (Tirmizi)

NAMAZIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI

Namazın farz olması için üç şart vardır:

  1. a) Müslüman olmak,
  2. b) Akıllı olmak,
  3. c) Buluğ çağma ermek.

Bulûğ (ergenlik) çağı iklimlere ve cinsiyete göre değişiklik arz eder. Bunun bir alt sının, bir de üst sının vardır. Alt sının, kız çocuktan için 9; erkek çocukları için de 12 yaşlarıdır. Bir başka deyişle, bu yaşlardaki erkek ve kız çocukları her an için erginliğe ermeye adaydırlar. Bu yaşlarına girdikleri hâlde erginliğe eremeyen erkek ve kız çocukları için üst sınır 15 yaşının bitimidir. Artık o andan itibaren hükmen ergin sayılırlar, namaz ve İslâm’ın diğer emirleriyle
mükellef kılınırlar.

NAMAZ VAKİTLERİ

Namaz kılmamızı emreden Allah, bu emrini sebeplere bağlamıştır. Bu sebepler de Sabah, Öğle, İkindi, Akşam ve Yatsı vakitleridir. Bu vakitler, aynı zamanda namazların edası için şarttır. Yani bir namaz vaktinden evvel kılınamayacağı gibi, vaktinden sonraya da bırakılamaz. Bırakıldığı takdirde, büyük günah işlenmiş olur ve kaza olarak kılınması borcu düşürse bile günahı düşürmez, samimiyetle tövbe etmek gerekir.

1-       SABAH NAMAZININ VAKTİ

İkinci fecrin doğuşundan başlamak üzere Güneş’in doğmasından biraz önceki âna kadar olan zaman süresidir. Fecir, tan yerinin ağarmasıdır. Tan yerinin ağarması (fecir), iki şekilde meydana gelir:

  1. a) Geçici ağarma. Ki buna, fecr-i kâzib, (yalancı doğuş) denir. Gecenin sonlarına doğru bir beyazlık belirir. Fakat bu beyazlık fazla sürmez; kısa bir süre sonra kaybolur, yine karanlık bastırır. Bu doğuşla, gece sona ermez; yâni Sabah Namazının vakti girmez. Oruç tutmak niyetinde olan biri, bu vakitte yiyip-içmesini kesmez, bu süre geceden sayılır. Belirip kaybolan bir ağartı olduğundan kendisine “Yalancı doğuş” denmiştir.
  2. b) Sürekli ağarma. Ki buna da, fecr-i sadık (sahici ağarma) Şöyle ki: Yalancı fecir doğup kaybolduktan epeyce bir süre sonra, Doğu tarafında yanlara doğru açılan ve yayılan bir beyazlık gözükür, bu beyazlığın zuhuruyla Sabah Namazının vakti girmiş olur. Diğer bir ifade ile; gece bitmiş, Şer’i Gün başlamıştır. Oruç tutmaya başlama ânı da, tam bu ândır. Sabah Namazının vakti, bu anla Güneş’in doğmak üzere olduğu zaman arasındaki süredir.

2-       ÖĞLE NAMAZININ VAKTİ

Öğle Namazının vakti, Güneş’in zevalinden (tepe noktasından Batı’ya doğru kaymasından) itibaren başlar. Bunu, şöyle tespit ediyoruz: Güneş doğunca; cisimler üzerinde Batı’ya doğru uzanan bir gölge bırakır, Güneş yükseldikçe, gölge de kısalır. Derken gölgenin kısalmasında bir duraklama olur ve bu duraklamanın ardından gölge, Doğu yönüne doğru uzamaya başlar. İşte gölgenin duraksama devresinden kısa bir süre sonra Doğu’ya doğru kaymaya başlaması ânı, Öğle Namazının ilk vaktidir. Güneş tepe noktamızda iken cisimlerin gölgelerinin en son kısaldığı ve kısalmanın durduğu gölge uzunluğuna “fey-i zeval” denir.

“Fey”, dönmek mâniasına gelir. “Zeval” de, Güneş’in tepe noktasından ağarak Batı’ya doğru kaymasıdır. Yâni Güneş Batı’ya doğru ağınca, cisimlerin gölgeleri de Batı’dan dönüp Doğu’ya doğru uzamaya başlamalarından ötürü, duraklama devresindeki bu gölgeye ”fey-i zeval” denmiştir. Bu fey-i zeval dediğimiz gölge hesaba katılmaksızın, her cismin gölgesi iki misli veya bir misli oluncaya kadar olan zaman müddeti Öğle Namazının vaktidir. Meseleyi biraz daha açalım: Güneş tam tepe noktamızda iken, düz bir yere 1 metre uzunluğunda bir değnek dikerek, gölgesini kısa aralıklarla ölçtüğümüzde, diyelim ki; gölgesi hep 50 santimetre geldi. işte, sabit olan bu 50 santimetrelik gölgeye “fey-i zeval” denir. Bu an, kerâhat vaktidir, bu anda namaz kılınmaz. Bir süre sonra değneğin gölgesini ölçmeye başladığımızda, gölgenin Doğu’ya doğru kayarak uzandığını tespit ederiz. İşte bu uzama ile başlayan Öğle Vakti, 1 metre uzunluğundaki değneğimizin gölgesi – fey-i zeval hâriç iki veya bir metre oluncaya kadarki süre Öğle Namazının vaktidir.

Öğle Namazının son vaktinin tespitiyle ilgili bu iki ayrı görüşten birincisi, Ebu Hanife hazretlerinindir. Yâni Mezhep İmamımız, fey-i zeval hâriç, her şeyin gölgesi iki misli olmadıkça Öğle vakti çıkmaz, demiştir. İkinci görüş ise İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve imam Züfer’in görüşleridir. Bu üç zata göre, Öğle Namazının son vakti, – fey-i zeval hâriç – her şeyin gölgesinin bir misline vardığı andır.

Bu ihtilâfın tabii bir sonucu olarak İmam-ı A’zam hazretlerinin Öğle için tespit ettiği son vakte “Asr-ı sânî (İkinci ikindi vakti)”; diğer İmamların tespit ettikleri Öğlenin son vaktine de “Asr-ı evvel (Birinci ikindi vakti)” denmiştir.

3-       İKİNDİ NAMAZININ VAKTİ

Yukarıda açıkladığımız şekilde İmam-ı A’zam hazretlerine göre; fey-i zeval hâriç, her şeyin gölgesi iki misli olduğu an Öğle Namazının vakti çıkmış, ikindi Namazının vakti girmiştir. Diğer İmamlara göre ise; yine fey-i zeval hâriç, her şeyin gölgesi bir misline ulaştığında Öğle vakti çıkmış İkindi vakti girmiş sayılır. Her iki görüş mensuplarına göre; İkindinin vakti, Güneş batıncaya kadar sürer.

4-       AKŞAM NAMAZININ VAKTİ

Akşam Namazının vakti; Güneş tamamen battıktan sonra başlar ve ufukta beliren kızıllık veya aklık kayboluncaya kadar sürer. Konuyu biraz açalım: Güneş battıktan sonra, ufukta bir kızıllık belirir, bu kızıllıktan bir süre sonra da bir aklık meydana gelir.

İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed hazretleri, akşam Namazının son vakti olarak, bu kızıllığın kaybolduğu ânı takdir etmişlerdir.

İmam-ı A’zam efendimiz ise, Akşam Namazının son vakti için, kızıllığın kaybolmasını değil kızıllıktan sonra beliren aklığın kaybolmasını öngörmüştür. Daha sonraları, İmam-ı A’zam hazretlerinin de bu görüşünden dönerek; “Akşam Namazı için son vaktin, ufukta beliren kızıllığın kaybolduğu ândır” dediği rivayet edilmiştir. Bunun
için, akşam Namazını geciktirmeden, hemen ilk vaktinde kılmak müstehabdır.

5-       YATSI İLE VİTİR NAMAZININ VAKİTLERİ

Yatsı Namazının vakti – yukarıda açıklanan ihtilâfa göre Akşam Namazı vaktinin çıkmasından itibaren başlayıp, tan yerinin genişlemesine ağarmaya başladığı âna kadar sürer. Vitir Namazının vakti de; İmam-ı A’zam’a göre, Yatsı Namazının ilk vaktinden başlayarak fecr-i Sadık’ın doğduğu âna değin devam eder. Yalnız, Yatsının farzını önce kılmak vacip olduğundan; Vitir Namazı, Yatsının farzından önce kılınamaz. İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed ise; Vitir Namazının vakti, Yatsının farzı eda edildikten sonra başlar,” demişlerdir. Bu ihtilâf; Vitir namazının Ebu
Hanife’ye göre amelen farz, diğer iki İmam’a göre ise Müekked Sünnet oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu ihtilâfın farkı ve faydası, şu iki durumda ortaya çıkar:

1)      Birisi unutarak Vitir Namazını, Yatsının farzından önce kılsa yahut önce Yatsının farzını kılıp sonra Vitir Namazını kılsa ve bilâhare Yatsı Namazının farzını kılarken namazını bozan bir hareket yaptığını, fakat Vitri tam sağlıklı kıldığını anlasa, bu durumlarda Ebu Hanife’ye göre, bu kişinin Vitir Namazı sahih olup Yatsının farzını yeniden kılması gerekir. Çünkü böyle bir mazeret, sıra gözetmekle ilgili vücûbiyyeti; yâni Vitrin farzdan sonra kılınacağına dair olan vacibi hükümsüz kılar. İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed’e göre ise; Vitir Namazı, Yatsının farzına tâbi’ olduğundan, bu gibi hâllerde Vitir Namazını da yeniden kılmak icap eder.

2)      Vitir namazıyla diğer farz namazlar arasında tertip (sıra gözetmek, yâni önce Öğleyi, sonra ikindiyi kılmak) şart olduğundan, Vitir Namazını kılmadıkça, tertip sâhibinin Sabah Namazını eda eylemesi câiz görülmemiştir. İmam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed ise, farz ve sünnet namazlar arasında tertibe itibar şart olmadığını savunarak, tertip sâhibinin Vitri kılmadan kıldığı Sabah Namazının câiz olduğunu söylemişlerdir.

VAKİT NAMAZLARINI VAKTİN HANGİ BÖLÜMÜNDE KILMAK FAZİLETLİDİR?

Her vakit namazının bir başlangıç, bir de son vakti vardır. Bu iki zaman süresinde, o vaktin namazını kılmak câizdir. Ancak bazı namazları, giren vakitlerinin belli bölümlerinde kılmanın müstehab olduğu, fıkıh kitaplarımızda açıklanmıştır. Söyle ki:

*      Sabah Namazını, vakti girdiği ilk anda kılmak câiz olmakla birlikte; o anda kılmayıp, ortalığın açılacağı âna kadar tehir etmek müstehabtır. Bunun ölçüsü de şudur: Birisi; bir ok attığında, okunun düştüğü yeri rahatlıkla görebileceği bir aydınlık meydana gelmiş olmalıdır. Yahut Sabah Namazının farzını kıldıktan sonra namazın fesadı anlaşıldığında, aynı farz namazı Sünnet ‘e uygun şekilde yeniden kılabilecek kadar bir sürenin bulunması gerekir.

Yalnız Kurban Bayramı’nda Hac ibadetini yerine getirenler Müzdelife’de geceledikten sonra Sabah Namazını ilk vaktinde kılarlar.

*      Yaz günlerinde Öğle Namazım; ilk vaktinde kılmayıp, bir süre geciktirmek müstehabtır. Yalnız burada dikkat edilecek husus, cemaatten ayrılmamaktır. Bugün takvimlerimizde Öğle, ilk vaktine göre tespit edilmiştir ve ezan okunduktan hemen sonra cemaatle namaza durulmaktadır. Şimdi, “Ben, namazı müstehab vaktinde kılacağım” denilerek cemâat terkedilemez. Ama köylerde ve obalarda cemaat ile imam iç içe olduklarından, bu yerleşim birimlerindeki Müslümanlar aralarında anlaşarak müstehab vakte rivayet edebilirler ve büyük sevaplara nail olurlar.

*      Kış Mevsimlerinde ise, Öğle Namazını ilk vaktinde kılmak müstehabtır.

*      Dört mevsimde de, ikindi Namazını biraz geciktirmek müstehabtır. Ancak bu geciktirme, Güneş’in değiştiği ve çıplak gözle bakıldığında gözleri kamaştırmayacak derecede hararetini kaybettiği bir zamana değin bırakılmamalıdır. ikindiyi bu âna değin tehir etmek tahrîmen mekruhtur.

*      Akşam Namazını da, her mevsimde ilk vaktinde kılmak müstehabtır.

*      Yatsı Namazını, gecenin üçte birlik bölümü geçinceye kadar tehir müstehabtır. Uyanabileceklerine güvenenlerin; Vitir Namazını, imsak vaktinden yarım saat öncesine değin geciktirmeleri müstehabtır.

Abdesti Bozan Şeyler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Yükleniyor...
Başa dön tuşu