Namazın Şartları

NAMAZA GİRİŞ

Namazın Şartları, Genellikle, Fıkıh kitaplarımızda namazın şartlan ve rükünleri 12 maddede toplanır. Bunun sebebi de, şart ve rükünlerin kolayca öğrenilmesini sağlamaktır.

1)        Hadesten taharet:

Hades, abdestsizlik hali, demektir. Bu da, iki çeşittir:

  1. a) Büyük abdestsizlik hali,
  2. b) Küçük abdestsizlik hali,

Cünüplük, büyük abdestsizlik halidir. Normal abdestsizlik de, küçük abdestsizlik halidir. İşte namaza duracak kimsenin bu hallerden temizlenmesi şarttır.

2)        Necasetten taharet:

Yani namaz kılacak kişinin teniyle çamaşırında ve namaza duracağı yerde necaset bulunmayacak. Taharet bölümünde açıkladığımız gibi görünen ve kütlesi olan necasetlerde (2,8 gram) ve daha fazlası; görünmeyen ve kütlesi olmayan necasetlerde ise (idrar gibi) kişinin el ayası kadar olan bir pislik teninde veya çamaşırında olduğunda bunu temizlemeden namaza duramaz, dursa bile namazı sahih olmaz, yeniden kılması gerekir.

Kişinin bedeninde veya namaza duracağı yerde namaza engel teşkil edecek oranda bir pislik olsa da bu pisliği giderecek bir şey bulamazsa; namazını o şekilde eda eder, kazaya bırakmaz.

Soru: Altında necaset bulunan şeffaf cisimler üzerinde namaz kılınır mı?

Cevap: Kuru bir necaset üzerine şeffaf bir cisim serilerek veya koyularak namaz kılınmaz, necasetin görünmemesi şarttır.

Yaş bir pislik üzerine altını göstermeyen bir şey serildiğinde; bakılır, pisliğin kokusu duyulmazsa namaz sahih olur, duyulursa sahih olmaz.

Bir kadın namaz kılarken, altına kaka yapmış ve altı bağlı olan çocuğu getirilir kucağına oturtulursa; bakılır; eğer çocuk kendi kendine sürünüyor veya geziyorsa kadının namazı sahihdir. Yok, çocuk kendiliğinden sürünemiyorsa kadının namazı sahih olmaz. Tabii birinci durumda, kadının elbisesine kakanın veya idrarın bulaşmaması şarttır. Çünkü bunlardan biri -namaza engel sayılan ölçüde bulaştığında, namazının fasid olacağını söylemek gereksizdir.

Soru: Ayakkabıları çıkarmadan Cenaze Namazı kılınır mı?

Cevap: Bugün cemaatin çoğu Cenaze Namazlarını ayakkabılarını çıkarmadan kılmaktadır. Halbuki namaza engel teşkil edecek miktarda ağır necasetlerden (insan dışkısı ve idrarı gibi) biri, insanın gerek bedeninde ve gerekse elbisesiyle pabuçlarında olduğunda, onu temizlemeden namaz kılması caiz olmaz. Bunun için ayakkabısında
belli oranda necaset bulunanın, o ayakkabıyı giyerek kıldığı Cenaze Namazı sahih olmaz. Ancak bu kişi ayakkabısını çıkarır ve temiz olmak şartıyla- ayakkabısının üstüne basarak namazını öyle kılarsa, bu takdirde namazı sahih olur. Bu tıpkı, bir yere kalın bir yaygı yayıp üzerinde namaz kılmaya benzer, ki caizdir. Bunun içindir ki dışarıda Cenaze Namazı kılanların ayakkabılarını çıkarıp, üzerlerine basarak kılmaları gerekir.

3-       Setr-i avret (Avret yerini örtmek):

Avret, vücudun görülmeyecek tarzda örtünmesi gereken yerleridir. Bu, erkek ve kadınlara göre farklı olduğu gibi; birbirlerine nikah düşenlerle düşmeyenlere nispetle de farklılık arz eder.

Namaz konusunda avret mahallinin örtünmesinin gerekliliği vurgulanırken birbirlerine nikahları düşenler arasında cari olan «avret» mefhumu nazara alınır. Mesela; kadının baba, ağabeyi, vb. yakınlarına nispetle avret mahalli, kendisine nikahı düşenlere göre değişiktir. Öyle ise, namazda -kadınlar için olan avret mahalliyle ilgili ölçü- kendisine nikahı düşenlere nispetle avret mahalli sayılan yerleridir. Buna göre; erkeğin avret yeri, göbeği altıyla diz kapağı arasıdır. Diz kapağı, avret mahalline dahil, göbek dahil değildir. Kadının ise; yüzü, elleri ve ayakları dışında vücudunun tamamı avrettir.

Avret mahalli ile ilgili meseleler:

Avret mahallini örtecek kadar elbise bulamayan kimse, oturduğu yerde rükû ve secdeyi ima ederek namazını kılar. Gerçi ayakta kılsa caiz olur; lakin oturma hali, edep yerlerini kapatmaya daha elverişli olduğundan bu şekilde kılması daha uygundur. Böyle çıplak biri, ayaklarını Kıble ’ye karşı uzatarak oturur ve o şekilde namazını kılar.

Dörtte biri temiz bir kumaş parçası varken çıplak namaz kılmak caiz değildir. Tamamı pis veya dörtte birinden az kısmı temiz olan bir elbise ile namaz kılmak çıplak kılmaktan daha iyidir.

Karın, dize kadar uyluk kısmı (bacak), incik kemiği, sarkmış büyük meme, kulak, baş, ön ve arka edep yerleri ayrı ayrı birer organdır. Bunlardan birisinin dörtte biri açık iken kılınan namaz sahih olmaz.

Saçları uzun olan kadınlar; namaz kılarlarken saçlarının dörtte birlik bölümü, örtülerinin dışında kalırsa, namazları sahih olmaz.

Birisi namaz kılarken avret yeri açılsa da hiç beklemeden hemen bir eliyle kapasa namazı bozulmuş olmaz. Ama eğer avret mahalli bir rükün miktarı, yani üç defa «Sübhanallah» denilecek kadar bir süre açık durursa, namazı fasid olur.

Kadının topuğu, incik kemiğine tabi olduğundan yalnız topuğunun açılmasıyla namazı fasid olmaz

Avret mahallinin örtülmesinde şart olan, dört bir taraftan örtülü olmasıdır. Binaenaleyh, yakadan veya etekten bakılmakla avret mahallinin görülmesi namaza zarar vermez.

Dar elbiseler ile namaz kılmak:

Elbisenin vücut organlarını belli edecek derecede dar olması namazın sıhhatine mani değildir. Ama avret yerlerini gösterecek derecede ince veya şeffaf olan elbiseler namazın sıhhatine engeldirler, böyle giysilerle namaz kılınmaz.

Karanlık, örtü sayılmaz:

Namazda avret mahallinin maddi bir şeyle örtülmesi şart olduğundan bedenin karanlıkta görünmemesi dikkate alınmaz. Yani zifiri karanlıkta çıplak namaz kılınmaz.

Temiz elbise bulabileceğini ümid eden kişi, namazını vaktin son anma kadar erteler. Vaktin sonlarına doğru da bulamazsa, ikinci vakit girmeden namazını kılar.

Bir grup Müslüman yolda giderlerken soyulup çıplak bırakılsalar, namazlarını birbirlerinden uzak yerlerde ayrı ayrı kılarlar. Cemaat olurlarsa, imam ortalarında durur.

İpek elbise ile namaz kılmak:

Başka giysiler varken erkeklerin ipek elbiselerle namaz kılmaları caiz değildir.

Kişinin müstakil avret organı sayılan her uzvundan veya birkaçından bir miktar açılıp, bu açılanların yekunu en küçük avret organının dörtte birine eşit olur ve açıklık üç kere «Sübhanallah» denilecek kadar bir süre devam ederse, namazı fasid olur.

Bir kimse avret mahalli sayılan organlarından sadece bir kısmını örtecek bir şey bulduğunda, önce ön ve arka edeb yerlerini, sonra budlarını örter. Kadınlar da aynı şekilde, önce ön ve arkalarını sonra butlarını, sonra karınlarını, arkalarını, dizlerini, ondan sonra da diğer uzuvlarını örterler.

Secdedeki bir kimsenin iki eli altında yahud dizleri altında necaset bulunsa namazı caiz olur. Ama hem elleri hem dizleri altında olursa caiz olmaz.

4-      İstikbal-i Kıble (Kıble’ye yönelmek) :

Namaz kılacak kimsenin Kâbe’ye yönelmesi farzdır. Kâbe, Mekke-i Mükerreme’dedir. Namazın ilk farz kılındığı dönemlerde Peygamber (s.a.v.) ve maiyetindekiler namazlarını Kudüs-i Şerif’e yönelerek kılıyorlardı. Hicretten 16 veya 18 ay sonra Cenab-ı Hak, seleme Oğulları Mescidinde sahabeleriyle Öğle Namazını kılmakta olan peygamberine Kâbe’ye yönelmesini emir buyurdu. Bu emir üzerine Efendimiz (s.a.v.), Öğlenin ilk iki rekât farzını kıldıktan sonra üçüncü ve dördüncü rekâtları Kâbe’ye yönelerek kıldılar.

Bunun içindir ki bu Mescide iki kıbleli mescit anlamında «Mesci-dü’l-Kıbleteyn» denilir.

Kıble, Kâbe’nin arsasıdır ve bu arsanın göklere kadar üst tarafı ve en derinliklere değin alt tarafı tamimiyle Kıble yönü sayılır. Bunun içindir ki göklerde uçanlar, yerin derinliklerinde dolaşanlar hep o cihete yönelerek namazlarını kılarlar. Mesela; işçilerimiz maden ocaklarında yüzlerce metre derinliklere inmekte ve buralarda çalışmaktalar, bu gibi kardeşlerimiz namazlarını kılmak için yeryüzüne çıkmaları gerekmez, bulundukları yerde Kâbe cihetine yönelerek namazlarını eda ederler.

Bu madde ile ilgili meseleler:

Mekke’de bulunanlarla Mekke’nin dışındakilerin Kâbe’ye yönelmeleri farklıdır. Şöyle ki Mekke’de bulunanların Kâbe’ye yönelmelerinde isabet şarttır. Yani Mekke’de namaza duranın ön cephesinde Kâbe’ye doğru bir hat çizdiğimizde, bu hat sapma yapmadan Kâbe’nin herhangi bir noktasına değmelidir.

Mekke dışında bulunanların ise yalnız Kâbe cihetine yönelmeleri lazımdır, yüzde yüz isabet şartı aranmaz.

Kâbe’nin üstünde veya içinde namaz kılan, istediği her tarafa dönebilir. Ancak Kâbe’nin üstünde namaz kılmak mekruhtur.

Kendisini Kıble ’ye yöneltecek yardımcısı olmayan bir sakat veya Kıble ’ye yönelmesi kendisine zarar verecek bir hasta, düşmandan veya yırtıcı bir hayvandan korkan biri, kendisi için uygun olan tarafa yönelerek namazını kılar.

Namaza durmak üzere olan kimsenin «döndüm Kıbleye» diye niyet etmesi şart değildir. Kıble ’ye filen yönelmek, niyet yerine geçer.

Bir kimse özürsüz olarak göğsünü Kıble cihetinden çevirirse namazı bozulur, yeniden kılması gerekir. Yüzü Kıble ’den çevirmek, namazı bozmaz ise de tahrimen mekruhtur.

Namaza duracak kimse, Kıble ’den şüphe edip yanında soracağı kimse bulunmazsa; kendi kendine tahminler yürüttükten sonra «Kıble bu taraftır» diye karara varır ve namazını o yöne doğru kılar. Namazdan sonra hatasını anlasa veya birisi söylese namazını yeniden kılmaz. Namaz içinde iken asıl Kıbleyi öğrense, namazını
bozmadan Kıble ’ye dönerek namazını tamamlar.

Kıbleyi bilen biri varken, O’na sormayıp kendi tahminlerine göre Kıbleyi tespit edip namaz kıldığında bakılır; Kıbleyi bulmuş ise namazı sahih olur, bulmamış ise sahih olmaz.

Hiç araştırma yapmadan, şu tarafa yöneleyim diye namaza başlasa Kıble ’ye yönelmiş bile olsa – namazı sahih sayılmaz. İmam Ebu Yusuf, bu durumda namazın sahih olacağını söylemiştir.

Bir cemaat, karanlık bir gecede Kıbleyi karıştırsalar ve her biri kendine göre bir araştırma yaptıktan sonra ayrı ayrı tarafa yönelse ve imamlarının hangi tarafa durduğunu bilmeseler. İmamdan ileri geçmeyenlerle imamın halini bilip O’nun yöneldiği cihete yönelenlerin namazları sahih olur. Ama imamdan ileri geçenlerle bile bile imamın yöneldiği yöne yönelmeyenlerin namazları sahih olmaz.

Bir adam namaz kılacağı zaman Kıbleyi sorsa, o da doğrusunu haber vermese ve adam kendi yürüttüğü bir tahmine göre namaza dursa; namazını kıldıktan sonra sorduğu adam; «yanlış yöne kıldın, Kıble aslında şöyledir» dese, adam namazını iade etmez.

Birisi namaz kılarken abdestinin bozulduğunu zannederek abdest almak için yönünü Kıble ’den çevirse ve camiden çıkmadan abdestinin bozulmadığını anlasa -namazı bozan başka bir harekette bulunmadıkça namazı fasid olmaz, geri dönerek namazını kaldığı yerden tamamlar.

Ama bu kişi imam olup yerine adam koyduktan sonra abdestinin bozulmadığını anlasa mescitten çıkmamış olsa bile namazı fasid olur.

Namaza dursak ve bir rekât kıldıktan sonra abdestsiz olduğumuzu düşünerek namazı bıraksak, bir kaç adım attıktan sonra abdestimiz olduğunu hatırlasak -camiden çıkmasak bile- namazımız bozulmuş olur, yeniden kılmamız gerekir

Vasıtalarda namaz:

Vasıtaları dört kısma ayıracağız:

  1. a) Hayvanlar,
  2. b) Kara ve demiryolu vasıtaları,
  3. c) Deniz yolu vasıtaları,
  4. d) Hava yolu vasıtaları.

Yerin çamur olması yahut kafile arkadaşlarından geri kalmak gibi özürlerden biri olmadan at ve benzeri hayvanların sırtlarında farz namazları kılmak caiz değildir. Bu özürlerden biri olduğunda, kişi imkan bulduğu yöne yönelerek namazını kılar.

Kanaatime göre seyir halindeki kara, demir ve hava yolu vasıtaları ayakta namaz kılmanın zorluğu, sürekli yön sapmaları açılarından aynı şartlan haizdirler. Bu bakımdan, bunlarda Kıble ’ye yönelip ayakta namaz kılmak mümkün olursa; bu yol izlenir, bu mümkün olmazsa oturularak ve imkan bulunan yöne yönel inerek namaz kılınır.

Vakit çıkmadan normal şartlar altında namaz kılma imkanı olduğunda bu gibi seyir halindeki vasıtalarda namaz kılmak caiz olmaz, namazı o vakte dek tehir etmek gerekir.

Deniz vasıtalarına gelince: Bunlardaki yer genişliği ve yön sapmalarının uzun aralıklarla oluşu, namaz açısından farklı özellikler taşır. Bu bakımdan vapurdakilerin Kıble ’ye yönelmeleri zorunludur. Şayet namaz esnasında vapur yön değiştirirse, namazdakiler Kıble ’ye doğru dönerler.

5-       Vakit:

Beş vakit namazdan birinin farz olması için, vaktin girmesi şarttır. Namaz vakitleriyle ilgili olarak yukarıda geniş malumat sunmuştuk.

6-       Namaz kılmaya niyet etmektir:

Niyet, kalbin bir şeye yönelmesidir. Namaz için niyet, açış (iftitah) tekbirinden hemen önce yapılır. Tekbir alındıktan sonra yapılan niyet sahih olmaz. Namaz için niyetten maksat, hangi namazın kılındığını zihnen belirlemektir.

Niyetin kalben yapılması şart, dil ile yapılması müstehabtır. Binaenaleyh, Öğle Namazını kılacak birisi kalbinden Öğlenin farzını kılacağını geçirip, diliyle ikindinin farzını kılmaya niyet etse, namazı sahih olur. Çünkü itibar, kalbin niyetinedir.

Niyetler, geçmiş zaman kipiyle yapıldığı gibi hal kipiyle de yapılır. Yani; «Niyet ettim Öğlenin…» denileceği gibi, «Niyet ediyorum Öğlenin…» de denilir.

Farz Namazlarıyla Cuma, Bayram ve Vitir namazlarında Niyet’te tayin şarttır. Örneğin; Sabah Namazının farzını kılacak kimse: «Niyet ettim bugünkü Sabah Namazının farzını kılmaya» veya; «Vaktin farzını kılmaya» diye niyet eder. Teravih Namazı dışındaki sünnetlerde, niyette tayin şart değildir. Fakat «Vaktin ilk Sünnetini» veya «Son Sünnetini kılmaya niyet ettim» şeklinde namazın tümünü belirlemek daha iyidir.

Birisi abdest alırken kılacağı namazı zihninden geçirip niyet etse ve abdestten sonra yürümenin dışında başka bir şeyle meşgul olmasa; konuşmadan varsa namaza dursa, abdest alırken yaptığı namaz niyeti sahih olur.

İmamın arkasında namaz kılacak kimsenin: «Niyet ettim bugünkü İkindinin farzını kılmaya uydum şu imama» diye kalbinden, hem imama uymayı, hem de vaktin namazını geçirmesi şarttır. Aksi takdirde namazı sahih olmaz.

Cemaatle namaz kılacak birisi niyet etse ve imamdan önce tekbir alsa, imama uymuş olmaz. Ama yeni bir niyet yapmadan, imamdan sonra ikinci bir tekbir alırsa, imama uymuş sayılır.

Cemaatle namaz kılan kadınların namazlarının sahih olabilmesi için uydukları imam: «Ben, bana uyanlara imamım» diye niyet etmiş olmalıdır.

«Niyet ettim bu imamın kıldığı namazı kılmaya» şeklinde bir niyetle imama uymak, caiz olmakla birlikte niyetin yukarıda açıkladığımız şekilde yapılması daha uygundur.

Kendisine uyduğumuz imamın kim olduğunu bilmemiz şart değildir. Örneğin; Ahmet sanarak uyduğumuz bir imamın Ahmet değil de Mehmet olduğu ortaya çıksa namazımız sahih olur. Ama «Niyet ettim öğlenin farzını kılmaya uydum şu Ahmet’e» şeklinde bir niyet yapsak ve selamdan sonra İmamın Ahmet olmayıp Mehmet olduğunu anlasak, namazımızı yeniden kılmamız gerekir. Namazlara niyet edilirken, rekât sayılarını belirtmek şart
değildir.

Cuma Namazının vakti, Öğle Namazının vakti olduğundan, birisi Cuma Namazını kılacağı zaman: «Niyet ettim
Cumanın farzını kılmaya uydum imama» diye niyet eder. «Niyet ettim vaktin farzını kılmaya» şeklinde yapılan bir niyetle Cuma Namazı sahih olmaz.

Soru: Rama zan-ı Şerifte, imamın Yatsıyı mı, Teravihi mi kıldığını kestiremeyen nasıl niyet eder?

Cevap: Birisi Ramazan’da camiye gittiğinde, cemaatin namaza durduğunu görse ve bunların farz mı, Nafile mi kıldıklarını kestiremese: «Niyet ettim şu imamın kıldığı namazı kılmaya, uydum kendisine» diyerek namaza durur. Cemaat farz kılıyorlarmış ise, O’nun namazı da farz yerine geçer; Teravih kılıyorlarmış ise, imamla kıldığı namaz Nafile olur. Çünkü Yatsının farzı kılınmadan Teravih kılınmaz.

Namaz içinde iken asıl niyeti unutmak:

Birisi, farz bir namaza niyet ederek namaza başlasa ve iki rekât kıldıktan sonra asıl niyetini unutup, kıldığı namazı nafile sansa ve selam verdikten sonra ilk niyetini hatırlasa, kıldığı namaz farz namaz olmuş olur.

Geçmiş namazların niyetleri nasıl yapılır?

Farz ve Vitir namazları kaza edilirken hangi zamanlara ait oldukları biliniyor ise; kaza niyeti o şekilde yapılır. Bilinmiyorsa: «Niyet ettim üzerime en son kazaya kalan Öğlenin farzını kaza etmeye» veya: «Niyet ettim üzerime en önce kazaya kalan Vitir vacibini kaza etmeye» şeklinde niyet yapılır.

Eda niyetiyle kaza; kaza niyetiyle de eda kılınabilir:

Birisi, Öğlenin vakti çıkmadan kalbinden: «Niyet ettim bugünkü Öğle Namazının farzını kaza etmeye» diye niyet etse, namazı o günün Öğlesi yerine geçer. Çünkü eda niyetiyle kaza, kaza niyetiyle de eda sahih olur.

Bir başkası, ikindiden sonra Öğle Namazını kaza edeceği sıra: «Niyet ettim bugünkü Öğle Namazını eda etmeye» diye niyet etse namazı Kaza namazı olarak sahih olur.

Soru: Beş vakit namazım kılan, fakat namazlarını kılarken ne kalbiyle ne de diliyle farz kıldığını belirtmeyen kimsenin ne yapması lazım gelir?

Cevap: Tarif ettiğimiz şekilde niyet yapmamış bu kişinin, bu şekilde kıldığı namazlarının tamamını kaza etmesi gerekir.

Sehiv secdeleri için niyet icap eder mi?

Sehiv secdesinde niyet gerekmez. Ama okunan secde ayetlerinin secdeleriyle şükür secdesinde niyet etmek gerekir.

Ezan ve Kamet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı

Yükleniyor...
Başa dön tuşu