Peygamberimiz ve Genç Kız

Bu hâdise Yüce Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselâmm zamanında Medine şehrinde olmuştur.

O zamanlar insanlar Kabileler halinde yaşıyordu.

Onun için mühim vakalarda kabileler işe karışırlardı.

Ve bir çok kimse kabilesiyle tanınırdı.

Bir gün Huzeyil kabilesinden bir genç devesine bin­miş yolda gidiyordu.

Tek başına tenha yoldan giderken kırlar, ovalar tenha, ıssız.

Hiç bir yerde ses seda yok.

İn yok, cin yok.

Adam devesine binmiş sahralarda sessiz sessiz gitmekteyken, uzaklarda bir koyun sürüsü gör­dü.

Sürüye yaklaştığında koyunları otlatan çoban bir kadındı, iyice yaklaşınca koyunları otlatanın Raşid is­minde bir adamın kızı olduğunu gördü.

Gencin sütünde bozukluk vardı ki, herhalde sürüye yaklaşınca fikrini bozdu.

Hemen devesini indirip (çöktürüp) kalkıp gitme­sin diye dizlerini de bağladı.

Orada yalnız bulunan, sü­rülerini otlatan kızcağıza seslendi:

— Merhaba!

Burada yalnız korkmuyor musun?

Beraber arkadaş olalım, koyunları birlikte otlatalım.

Akşam eve beraber döneriz.

Sana arkadaşlık yaparım, diye kızın yanına yaklaşmaya başladı.

Koyunları otlatan kız çok akıllıydı.

Bu elin adamı niçin bana arkadaş olsun diye düşündü ve hemen cevap verdi:

— Buradan derhal uzaklaş.

Ben koyunlarımı kendim otlatırım.

Buradan tek kelime konuşmadan defolup git, dedi.

Fakat genç herifin niyeti bozuktu, herhalde sütünde kanında da bozukluk vardı ki, kızcağızın yanma yaklaşmaya başladı, Kızcağız:

— Gelme yanıma, sonra fena olursun diye haykırdı.

Ne yazık ki, herif durmadan kızın yanma doğru yaklaşıyordu, Kız, başka türlü bir çıkış yolu olmadığını anladı ve bütün kuvvet ve cesaretini toplayarak kendi­ni ve şerefini müdafaa etmeye karar verdi.

Herifi bir anda yere serdi.

Ve haykırdı:

— Alçak herif, defolup gidecek misin, yoksa seni parçalayıp geberteyim mi? dedi.

Kanı bozuk alçak herif korkusundan:

— Hemen gideceğim, ne olur beni bırak diye yal­vardı.

Kızcağız; bu ırz düşmanı genç herifi bıraktı.

Genç herif kalktı, biraz toparlanıp yine kızın üstüne saldırdı.

Kızcağız bir anda hiddetle herifi yere serdi ve eline oradan bir taş geçirdi:

— Namussuz herif, buradan defolup gidecek misin? Yoksa şu taşla seni geberteyim mi? diye bağırdı.

Sütü de kanı da bozuk, adam yalvardı.

— Aman Esile, beni bırak gideyim. Bir daha senin yanma bile gelmem dedi.

Kızın ismi Esile idi.

Kız, bıraktı. Adam kalktı, biraz kendini toparlayıp yine kızın üzerine saldırdı.

Kız namusunu, şerefini korumak için son hiddetle herifi yere yıkıp göğsünün üzerine çöküp gırtlağına bastı.

Hırsından elindeki taşı alçak şerefsiz herifin kafasına indirdi.

Kızcağız, hırsından öyle vuruşlar vurdu ki herif bayıldı kaldı.

Kızcağız, hemen oradan koyunlarını toplayıp önüne katarak uzaklaştı.

Çok akıllı ve namuslu şerefli kızcağız:

«Ya Rabbi! Sana hamdolsun.

Allah’ım sana çok şükürler olsun.

Namusumu bu alçak ırz düşmanı ahlaksız heriften korudun, diye ellerini göğe doğru kaldırdı.

Akıllı kız, kısa bir zamanda oradan koyunlarını sürüp evinin yolunu tutmuştu.

Biraz sonra oradan geçen yolcular adamı buldular.

Buradan geçenler de Hüzeyil kabilesindendiler.

Baktılar ki, bu adam kendi kabilelerindendir:

Ne oldu sana böyle? dediler.

Sen bizim Hamele değil misin?

Nedir bu halin? diye sordular.

Kızın bayılttığı Hamele kendini toparladı:

— Sormayın, dedi.

Devem beni yere attı.

Huysuzluk etti, düştüm ve böyle yaralandım dedi.

Yolcular:

— Yahu, dediler.

Deven burada dizleri bağlı çökmüş duruyor.

Nasıl olur da seni atıp düşürür?

Bak şurada bir taş var, taşta da kanlar var.

Senin de başında, şuracıkta taş yaraları var, dediler.

Ahlakı bozuk olan herif Hamele kızardı, bozardı dili tutuldu.

Ne diyeceğini bilemedi:

— Canım dedi, ne sorup duruyorsunuz.

Ben ne diyorsam öyledir.

Beni deveme bindiriverin, dedi.

İsmi Hamele olan bu ahlaksız genci devesine bindirip evine götürdüler.

Bu herif, bir kaç gün yattıktan sonra durumu ciddileşti.

Kabilesi bundan ümidi kesmişti, kendisine son olarak ısrarla sordular:

— Hamele senin durumun kötüleşti.

Yazık olacak genç yaşında ölüp gideceksin.

Bu başına gelen yaraları kim yaptıysa söyle de ondan dâvâ edelim dediler.

Herif cansız bir sesle:

— Raşid, Esile, diyebildi.

Ve canı çıkıverdi.

Hüzeyil Kabilesinin ileri gelenleri (büyükleri), hemen toplanıp Peygamberimize geldiler.

— Ya Resûlallah!

Oğlumuzun kanını Raşid’den istiyoruz.

Oğlumuzu yaraladı.

Oğlumuz öldü, davacıyız dediler.

Peygamberimiz, kızın babası Râşid’i çağırttı.

Râşid ‘bilinen bir adamdı, geldi.

Durumu öğrenince:

— Benim böyle bir hadiseden haberim yok; dedi.

Adamlar:

— Ya Resûlallah! Râşid’in kendisi değil.

Katil kızı Esile’dir.

Hameleyi yaralayan Râşid’in kızıdır, dediler.

Peygamberimiz, kızı çağırtıp getirtti, kız gelince, Peygamberimiz kıza:

Esile, bak senin Hüzeyil kabilesinden Hameleyi öldürdüğünü iddia ediyorlar, bu hususta ne dersin? buyurdu.

Esile, biraz düşündükten sonra:

— Hiç bir kadın erkeği dövüp öldürebilir mi? dedi.

Fakat Esile, çok akıllı bir kızdı.

Bunun için verdiği cevabın Allah’ın Peygamberine verilen doğru bir cevap olmadığını düşündü.

Allah, vahiy göndererek Cebrail aleyhi selam ile durumu Peygamberimize bildirir diye düşündü.

Ve olan hadiseyi Peygamberimize aynen, ol­duğu gibi anlatmaya karar verdi:

—Ya Resûlâllah! Hadise aynen şöyledir, dedi.

Üç defa üzerime yürüdü.

Yanıma gelmemesini, doğru yolu­na gitmesini söyledim.

Fakat dinlemedi diyerek olan hadiseyi olduğu gibi Peygamberimize anlattı.

Esile:

— Ya Resûlallah! Ben nefsimi müdafaa ettim.

Na­musumu korumak için başını yaralamak zorunda kal­dım, diye de konuştu.

Bunun üzerine ölen gencin adamları, Hüzeyil kabileleri hemen atıldılar:

— Tamam suçunu kendi ağzıyla itiraf etti Oğlumu­zun diyetini, kan parasını isteriz dediler.

Sevgili Pey­gamberimiz, bu adamlara çıkışarak:

— Durun bakalım, kız namusunu müdafaa etmiş­tir.

Irz düşmanlığı yapmak isteyen oğlunuz kendinin katili olmuştur.

Bazen öldüren, bazen da ölen katildir.

Bunda oğlunuz katildir.

Kız namusunu korumuştur.

İnsan namus için yaşar.

Kız gerekeni yapmıştır.

Kız şe­refli bir hareket yapmıştır.

Oğlunuz kendinin katili ol­muş.

Cehennemi boylamıştır buyurdu.

Böylece kızın babası, böyle akıllı ve namusunu koruyan bir kız babası olduğum için Allah’a Şükredi­yorum diyerek kızıyla oradan başları dik olarak şerefle ayrıldılar.

Ölen ahlâksız adamın akrabaları da olaydan utandılar, başlarını yere indirdiler.

Resûlallah ve Siyah Yüzlü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Yükleniyor...
Başa dön tuşu