Namazın Rükünleri

Yemek Tarifleri

Namazın Rükünleri, Genellikle, Fıkıh kitaplarımızda namazın şartlan ve rükünleri 12 maddede toplanır. Bunun sebebi de, şart ve rükünlerin kolayca öğrenilmesini sağlamaktır.

1-       İftitah tekbirini almak:

İftitah Tekbiri «Allahü Ekber» sözüdür. Namaza bu ifade ile başlamak gerekir. Allahü A’zam (Allah en azametlidir), Allahü A Ta (Allah en yücedir) gibi tazim ifade eden cümlelerle yerine getirilip namaz sahih olsa bile namaza girişte bu cümleleri kullanmamak vaciptir. Bir başka deyişle; «Allah» lafzından sonra «Ekber» kelimesinin söylenmesi en uygun olanıdır.

Iftitah Tekbiri ile alakalı bazı meseleler

Özrü olmayanların Iftitah Tekbirini ayakta almaları şarttır. Bunun için, cemaat rükuda iken imama uymak isteyen biri hemen niyetini yapıp tekbirini aldığında bakılır; eğer «Allahü Ekber» sözünü ayakta durma haline (Kıyam’a) daha yakın iken almış ise, namaza başlamış sayılır, yok rükûa daha yakın iken almış ise namaza başlamış sayılmaz. Eller uzatıldığında dizlere ermeleri rükûa; ermemeleri de ayakta durmaya yakınlık ölçüsü sayılmıştır.

  • «Allahü Ekber» sözünü kendi işiteceği kadar bir sesle söylemek gerekir. Tabii dilsizler ile ümmiler (hiçbir şey bilmeyenler), tekbiri henüz öğrenmemiş olanlar bu şartın dışında düşünülmüştür. Yani dilsiz ve ümmiler, yalnız namaza niyyetle yetinirler ve belli bir süre ayakta bekledikten sonra rükûa ve secdeye varırlar.

Burada bir hususa dikkati çekmekte yarar görüyorum: Kişinin kendi okuduğunu hissetmesi duymak yerine geçmez, yani ses çıkarılmadan dilin hareketi, harflerin boğazdan çıkartılması, dudakların kımıldatılması hiçbir zaman ses yerine geçmez, bu hususa çok dikkat etmek lazımdır. Namazlarımızın sıhhatli olmalarının şartlarından biri de budur.

Iftitah Tekbiri alınırken «Ekber» lafzındaki «b» sessiz harfinin önüne «e» sesli harfi getirilir. İki «a» sesi verecek kadar «Ekbaar» diye çekilerek söylendiğinde namaza başlanılmış olmaz. Ayrıca «Allah» lafza-i Celali’nin başındaki «A» sesli harfini de yine iki «A» sesi verecek derecede «Allahü» diye söylemek caiz değildir. Bunu bilerek yapmak küfürdür. Bu söylediklerimiz namaz içindeki intikal (geçiş) tekbirlerinde de yapılırsa namazı bozarlar.

İmama uyan kimse Iftitah Tekbirini imamla birlikte veya O’ndan hemen sonra almalıdır, imam Ebü Yusuf ile imam Muhammed’e göre, imam tekbir aldıktan sonra hemen O’nun ardından tekbir almaları daha faziletlidir.

2-       Kıyam (Namazda ayakta durmak):

Özürleri olmayanların farz ve vacip namazlarda ayakta durmaları lazımdır. Ayakta durmanın ölçüsü eller salıverildiğinde dizlere ulaşmamalarıdır.

Üç defa «Sübhanallah» denilecek kadar bir süre ayakta durmak farzdır. Çünkü üç kere «Sübhanallah» sözü, bir rükün için ölçü sayılmıştır.

Sünnet ve diğer Nafile Namazlar, bir özür olmasa da oturularak kılınabilir, ama ayakta kılınmaları daha çok sevap kazandırır.

Kıyamla ilgili bazı meseleler:

Ayakta durma (kıyam), rüku ve secdeye kadir olan kimseler için farzdır. Bunun için, rüku ve secde yapmayan birisi namazını oturduğu yerde ima ile kılar.

Dilsiz olan biri İftitah Tekbirini aldıktan sonra üç kısa ayet okuyacak kadar bir süre ayakta durur, ardından rükua ve secdeye varır.

Rükua veya secdeye vardığında, yarasından kan akan veya ayakta namaz kıldığında idrarını tutamayan kimse, namazını oturarak kılar.

3-       Kıraat (Kuran okumak):

Yalnız başına namaz kılanın, farz olan namazların iki rekatında Kur’an’dan en az iki kelimeli bir ayet okuması farzdır. Tek kelime veya (ha mim, ya-sin gibi) bir kaç harften oluşan bir ayet, kıraat (okuma) yerine geçmez ve bunlarla farz yerine getirilmez. Nafile namazların ise, her bir rekâtında belirttiğimiz miktarda Kur’an okuma zorunluğu vardır.

Namazdaki okumanın sahih olabilmesi için ağzından çıkanı kulağın işitmesi şarttır. Sessiz yapılan dil ve dudak hareketleri okuma yerine geçmez. Bir diğer ifade ile, kişinin kendi okuduğunu duymayıp, okuduğunu hissetmesi okuma sayılmaz.

İmama uyan kimseler, imamın ardından Kur’an okumazlar.

Dört veya üç rekât farzların herhangi iki rekâtında Kur’an okumak farzdır. ilk iki rekâtında okunması farz değil vaciptir. Mesela; namaza dursak, birinci rekâtta bir şey okumayıp ikinci ve üçüncü rekâtlarda iki-üç ayet okusak, namazımız sahih olur. Ama vacibi terk ettiğimiz için mesul duruma düşeriz.

Kur’ an okumanın namazdaki yeri, ayakta durma halidir. Bir özürden dolayı oturduğu yerde namaz kılan ile yine oturduğu yerde Nafile kılan sağlam kişi, bu hükmün dışında mütalaa edilir.

Tek başına namaz kılanın Fatiha’yı okuması vaciptir. Ama Fatiha’yı bilmeyip, yalnız ihlas suresini bilen, namazın her rekâtında ihlas suresini okur. Yine, ezberinde ihlas suresinden başka ayet olmayan biri, İhlas’ı her rekâtta bir kere okur, aynı rekâtta imamı A’zam’a göre iki, üç defa okumaz. İmam Ebu Yusuf ile imam Muhammed ise, bir kaç kere okuyabileceğini söylemişlerdir.

Ezberinde başka ayet ve sureler bulunan birinin, aynı ayeti aynı rekâtta bir kaç defa okuması, imam Ebu Yusuf ile imam Muhammed’e göre de caiz değildir.

Uzun bir ayeti ikiye bölerek okumak:

Uzun bir ayeti ikiye bölerek, iki rekâtta okumak caizdir. Lakin, en iyisi böyle davranışlardan kaçınmaktır. Vitir namazının her üç rekâtında da en az iki ayet okumak farzdır.

4-       Rükûa varmak (Eğilmek):

Rükûa varmak namazların rükünlerindendir. Bu eğilmeden maksat, hem başın hem de belin eğilmesidir. Şöyle ki: Namaz kılan kimse, iki elinin parmak aralarını açarak dizlerine koyar; vücudunun belden yukarı kısmını yere paralel bir şekilde eğerek başını yukarı kaldırmadan ve aşağı indirmeden dümdüz tutar. Özürsüz olan birinin, yalnız başını eğerek yaptığı rükû sahih değildir. Yine, rükûdan çok ayakta durmak haline yakın olanın rükûu da sahih değildir.
Rükûda:

Sübhane Rabbiye’I-Azim

«Sübhane Rabbiye’I-Azim (Yüce Rabbi ‘mi noksan sıfatlardan tenzih ederim) » mealindeki teşbih okunur.

Rükû ile alakalı çeşitli meseleler:

Yaratılışları icabı rüku halini andırır şeklinde kambur olanlar yahut ihtiyarlıktan dolayı beli bükülüp doğrulamayanlar, rükû yapacakları zaman eğitebildikleri kadar eğilerek dizlerini tutarlar. Bu kabil olmazsa, başlarını biraz daha öne eğerek rükûlarını yaparlar.

İmamın, rükûda birini beklemesi:

Bildiği bir şahsın cemaate yetişmesi için, bir imamın okumasını veya rükûunu uzatması tahrimen mekruhtur. Ama ayak seslerini duyduğu şahsın kim olduğunu bilmeden böyle bir yola başvurursa, bunda bir sakınca yoktur.

Oturduğu yerde namaz kılan kimse alnını, dizlerine paralel olacak şekilde eğer.

İmam, henüz rükûda iken ayakta İftitah Tekbirini alıp imama yetişen, o rekâta yetişmiş sayılır. Ama kendisi tam rükûa giderken; imam rükûdan doğrulursa, o rekâta kavuşmamış olur.

Bir kimse, imam rükûa varmadan rükûa varıp doğrulsa; diğer bir ifade ile; imamla birlikte hiç rükûda bulunmasa namazı sahih olmaz.

İmam rükûda iken camiye giren kişi, hemen ayakta İftitah Tekbirini alır ve ardından rükûa varır, rükû tekbiri almaz. Aldığı iftitah Tekbiri, hem kendi yerine, hem rükû tekbiri yerine geçer.

5-       Sücüd (Secde etmek):

Secde, tazim kastıyla yüzün bir kısmını yere koymaktır. Kişi secde ederken, avuçlarını yere bastırır ve yüzünü iki elinin arasına koyarak burnu ve alnı üzerine secdesini yapar. Secde, her rekâtta kısa aralıklarla iki kez yapılır.

Yanak, şakak, çene ve altındaki saç bitimi bölgelerini, -bir özre dayandırılsa da – yere koymakla secde yapılmaz. Secdede:

Sübhane Rabbiye’l -A’la

«Sübhane Rabbiye’l -A’la (Pek yüce Rabbi ‘mi noksan sıfatlardan tenzih ederim)» mealindeki teşbih söylenir.

Secde ile alakalı değişik meseleler:

imam-ı A’zam hazretlerine göre, özürsüz olarak yalnız burun veya yalnız alın üzerine secde yapmak caiz, fakat mekruhtur, imam Ebu Yusuf ile İmam Muhammed ise, özürsüz olarak yalnız burun üzerine secde yapmanın caiz olmadığını söylemişlerdir.

Bir kimse, başındaki sarığın kıvrımıyla sırtındaki elbisenin fazlalığı üzerine secde edebilir. Alnı kapayan takke vs. üzerine de secde yapılır.

Secde edilen yerin yüksekliği:

Secde edilen yer, ayakların bulunduğu yerden 27 santimetre den yüksek olmamalıdır. Ancak cemaat kalabalık olduğunda, önünde kendisinin kıldığı namazı kılanın arkasına secde yapabilir. Önündeki adam aynı namazı kılmıyorsa veya namazını bitirmiş ise, O’nun sırtına secde yapamaz.

Secdede elleri ve dizleri yere koymak farz değil vaciptir.

Secdenin sahih olabilmesi için, ayak parmaklarının en azından bir kaçının ucunun yere değmesi gerekir. Ayak parmaklarının çoğu yere değmeden yalnız ayağın üstünün yere konulması secde için kafi değildir.

Ayak parmaklarının iç taraflarından uçlarının yere konulmasıyla parmakların tam Kıble ’ye yöneltilmesi sağlanmalıdır.

Secdedeki kişi iki ayağını yerden kesse ve hiç yere koymadan doğrulsa secdesi sahih olmaz.

Kar, pamuk, yün, sünger, saman gibi yerin sertliğini bulmaya engel maddeler üzerine secde eden kimse, burnunu ve alnını yerleştirdiğinde; yerin katılığını bulur veya bunların aralarındaki boşluklar dolarak bir sertlik meydana gelirse secde sahih olur. Yoksa olmaz.

Elin koyulduğu yerin temiz olması şartıyla elin üstüne veya avuç içlerine secde yapmak kerahetle caizdir.

Özürlü veya özürsüz olarak dizler üzerine secde yapmak caiz değildir. Ama bir özürden dolayı uyluklar üzerine secde yapılabilir.

Küçük bir taş üzerine secde yapanın alnının çoğu yere değiyorsa secdesi sahih olur. Değmiyorsa olmaz.

Rükûda ve secdede uyuyakalan, namazını iade etmez ve abdestli sayılır.

Çıplak toprak üzerinde namaz kılarken başını secdeye koyduğunda, yerde diken vs. olduğunu fark ettiğinde, başını oradan kaldırıp secdesini başka tarafa yapabilir ve bu iki hareket, tek secde sayılır.

Secdede asıl olan toprağa yapılmasıdır. Elbiseleri temiz tutmak, soğuktan korunma gayelerine matüf olmaksızın, sırf alnı tozdan korumak için seccade üzerinde namaz kılmak mekruhtur. Bunun için, kırlarda namaz kılarken yalnız alnımızın geldiği yere mendil vs. sermemiz hiç doğru değildir.

Her rekâtta iki secde vardır. Bunlardan biri kasten terkedilirse namaz fasid olur. Sehven terkedilirse, selamdan sonra hatırlandığında -eğer namazı bozan bir harekette bulunulmamış ise -secdeye varılır ve Tehiyyat’a oturulur. Tehiyyat’tan sonra selam verilerek Sehiv secdesi ’ne varılır ve tekrar Tehiyyat ile salli-barik okunduktan sonra selamla namazdan çıkılır.

6-      Ka’de-i Ahire (Son oturuş):

Namazın nev’ine göre, rekâtları bittikten sonra sonunda ettehıyyatü duasının okunacağı kadar bir süre oturmak farzdır. Bu oturuş yapılmadan namazdan çıkılırsa namaz sahih olmaz.

Son oturuşla ilgili bir kaç mesele:

Son oturuş, namazın öğrendiğimiz rükünlerinin en sonunda yapılır. Bunun içindir ki, namaz içinde her rekâta ait secdelerden biri unutulup sonradan hatırlandığında, selamdan sonra bu secde yapılır ve tekrar son oturuş icra edilerek tehiyyat okunur.

Son oturuş farz olduğundan, dört rekât Öğlenin farzını kılarken, dördüncü rekâtı kıldıktan sonra oturmayıp ayağa kalksak ve beşinci rekâtı secde ile kayıtlasak, kıldığımız namaz Nafile’ye dönüşür. Bu beşinci rekâta; bir rekât daha ilave ederek, selam veririz ve farzımızı yeniden kılarız. Bu durumlarda Sehiv Secdesi yapmak gerekmez.

Son oturuşta «ettehiyyatü» okunacak kadar bir süre oturduktan sonra selam vermeden abdestimiz bozulsa, namazımız tamam olur.

Namazın Şartları

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Yükleniyor...
Başa dön tuşu