İman ve İslam

İMAN ve İSLAM SÖZCÜKLERİNİN KELİME ANLAMLARI

İman ve İslam, «Emân» ve «emniyet» manalarına gelen «emn» kökünden alınmış olan «imân» kelimesi, başındaki «Hemze»nin ifade ettiği anlamlar açısından «eman vermek, korkudan azade kılmak» veya; «emin olmak, kalbin huzur ve sükuna kavuşmasıdır». Biz Türkçede buna «inanmak» diyoruz.

Arap dilcileri, bu kelimeyi, «Kişinin duyduğu haberi hiç tereddüde düşmeden kabul etmesi» anlamında kullanırlar.
«Sulh (barış)» anlamına gelen «silm» kökünden türeyen «İslâm» kelimesi, barışa bilfiil katılmak, barış şartlarını kabul etmek, zahiren bağlılık göstermek anlamlarında kullanılır.

ŞERİAT DİLİNDE İMÂN VE İSLAM

İman ve İslam’ın şeriat nazarındaki tariflerini aşağıdaki hadis-i şeriften öğreneceğiz: Ömer b. el-Hattâb (r.a.) anlatıyor:

— «Bir gün Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem’in huzurunda otururken, tam karşımızdan yanımıza elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam çıkageldi. Üzerinde yolculuk izi görülmüyordu; fakat kendisini de tanıyanımız yoktu. Vardı Peygamber (s.a.v.)’in yanına oturdu. İki dizini Allah Resul’ünün iki dizine dayadı, ellerini kendi uyluklarına koydu ve:

— Ya Muhammedi Bana İslâm’dan haber ver, dedi.

Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem:

— İslam, Allah’tan başka ilâh olmadığına Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet getirmen, namazı kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, imkân bulduğunda (Kâbe’yi) haccetmendir, dedi.

Resulullah’ın bu cevabı üzerine, o (yabancı):

— Doğru söyledin! dedi. Biz adamın, Peygamber’e hem soru sorup hem de O’nu tasdik etmesine hayret ettik.

O (yabancı tekrar):
— Bana imân’dan haber ver, dedi.

Resûlullah (s.a.v.):
— (iman) Allah’a, O’nun Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret gününe, Hayır ve şerri ile kadere inanmandır, buyurdu.

O yine:
— Doğru söyledin! dedi ve ekledi: «Bana İhsan’dan haber ver.»

Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem:
— (İhsan) Allah’a O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmemekte isen de muhakkak O, seni görmektedir, buyurdu.

O:
— Bana Kıyamet (in vaktin)den haber ver, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.):
— (Bu mevzuda) sorulan, sorandan daha fazla bilgi sahibi değildir! dedi.

O:
— Öyle ise, bana Kıyamet’in alâmetlerinden haber ver, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.):
— Kıyamet’in belirtileri: Cariyenin kendi hanımını doğurmasını; ayağında pabuç, sırtında elbise olmayan koyun çobanı fakirlerin yüksek binalar yapmakta birbirleri ile yarıştıklarım görmendir, buyurdu. Bundan sonra adam çekip gitti, Ben hayretimden bir süre öyle kalakaldım. Müteakiben Resûlullah (s.a.v.):

— Ey Ömer! Soru soranın kim olduğunu biliyor musun? buyurdu.

— Allah ve Rasûlü bilir, dedim.
— O Cibril idi, size dininizi öğretmeye gelmişti, buyurdu. Bu hadise göre; İslam beş, iman altı temel üzerine kurulmuştur.

İSLÂM’IN TEMELLERİ

a)Allah Teâlâ’nın varlığına ve birliğine şahitlik edip Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’in O’nun peygamberi olduğuna tanıklık yapmak.
b) Farz namazları kılmak.
c) Zekatı vermek.
d) Ramazan orucunu tutmak.
e) Haccetmektir.

İMÂN’IN TEMELLERİ

a) Allah’a,
b) O’nun meleklerine,
c) Kitaplarına,
ç) Peygamberlerine,
d) Ahiret Gününe,
e) Kadere, yani her şeyin Allah’tan olduğuna inanmaktır.

İMÂN’IN HAKİKATİ

Hanefi Mezhebinin amel ve i’tikâd alimlerinin çoğuna göre «imanın bir tek temel rüknü vardır, o da; kalp ile tasdik etmektir. Bu doğrulamayı dil ile açığa vurmak; diğer bir deyimle, dil ile ikrar zait bir rükündür, kalpteki tasdik ‘in varlığını ispatlayan bir delildir.

İslam’ın hükümlerinin icrası için gereklidir. Binâenaleyh, küfür ve iman kalbin alacağı duruma göre gerçekleşir. Bir başka deyişle, iman kalp ve bir vicdan işi olduğundan bırakılması için hiçbir mazeret yoktur. Bu nedenle ölümle tehdit edilen, İslâm’ın umdelerini inkâra zorlanan birisi bu zorlama karşısında denilenleri yapsa, fakat kalbi imanla dopdolu olsa, imandan çıkmaz ama diliyle inkâr ettiği gibi kalbiyle de inkâra yeltenirse, anında imandan sıyrılır. Evet Iman’ın rükn-ü aslîsi kalp ile tasdik olduğu içindir ki inandıklarını söyleyen, fakat yüreklerinde o nuru taşımayan münafıklar, kafirlerden sayılmışlardır.

İman iki surette gerçekleşir:

a) İcmâli,
b)*Tafsîli.

a)İcmâli iman:

kişinin imân edilecek ilkelerin hepsini en kısa bir cümle ile ikrâr ve i’tiraf etmesidir. Bu da: «LÂ İLÂHE İLLA’LLÂH MUHAMMEDÜ’R-RASÛLULLÂH (Allah’tan başka İlah yoktur; Muhammed, O’nun Peygamberidir)» anlamındaki Tevhid cümlesidir. Bu, imân’m, ilk mertebesi, İslâm’a girmenin ilk şartıdır. Çünkü bu cümlede, iman esaslarının hepsi toplu halde mevcuttur; zira iman’ı vaz’ eden Allah, onu bildiren de Hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’dir. Onları tanımak söylediklerini ve söyleyeceklerini peşin olarak kabullenmek demektir. Bunun için, rüşdünü isbat eden aklı başındaki her ferdin Tevhîd cümlesiyle ifade edilen icmâlî imâna sahip olması farzdır.

b) Tafsîlî iman:

Bu iman şeklinde, kişi inanılması gereken esasların her birini teker teker anarak imanını açığa vurur. Bunun ilk mertebesi, şu üç esasa dayanır:

Birinci esas: Allah Teâlâ’ya imandır. Allah’a iman iki temele dayanır.

a) Rübûbiyyetine, (Tek yaratan, dirilten, öldüren, rızık veren her şeyin sahibi olduğuna)

b) Uluhiyetine (İbadete layık olanın Allah olduğuna) inanmaktır.

İkinci esas: Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’in Peygamberliğine, O’na uymanın gerekliliğine, O’nun getirdiklerine, Kur’an-ı Kerim’de haber verilen, Peygamber (s.a.v.)’den de tevâtür yoluyla nakledilen melek ve cinler gibi görünmez varlıkların mevcudiyetine, namaz, oruç, zekat gibi emirlerin farzı yetine, katil, zina, hırsızlık gibi men edilmiş olan fiillerin haram olduğuna inanmaktır.

Üçüncü esas: Âhiret gününe, yani dünya hayatından sonra ikinci ve sonsuz bir hayatın başlayacağına, Cenâb-ı Hakk’ın bu ikinci alemde insanları diriltip sorguya çekeceğine, hesap verenlerin kimisinin Cennet’e, kimisinin de Cehennem ‘e gideceğine inanmaktır.

MUKALLİD İN İMÂNI:

Mukallid diye; bir delil aramadan başkasının sözlerini kabul eden kimseye derler. Akaid ilmindeki tarifine göre mukallid: «Hiç düşünmeden, delillerini araştırmadan öncekilerin inandıklarına ben de inanıyorum.» deyip, imanını açığa vuran kimselerdir. Ehl-i Sünnet ve’l-cemâat nazarında; böyle bir şahsın imanı kesinlikle mu ‘teberdir, yeter ki gönlünde ufak bir şüphe taşımasın. Yalnız, bu kimse Din‘in temel unsurlarını tanıma hususunda delil aramadığı
için günahkardır.

Psikolojide Rüya

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Yükleniyor...
Başa dön tuşu