Hz. İbrahim ve Huysuz Gelin

Hz. İbrahim Peygamber (Aleyhi selam), biricik oğ­lu Hz. İsmail (aleyhi selamı) görmek için Mekke’ye geliyor.

Oğlunun evlendiğini öğrenip gelerek kapısını ça­lıyor.

Kapıyı bir kadın açıyor.

Kadın hemen kaba ve azarlayıcı bir hareketle Hz. İbrahim (Aleyhi Selam’a) çıkışıyor:

— Kimsin, kimi arıyorsun? diyor.

Hz. İbrahim (Aleyhi selam) gayet olgunca bir sesle kadına soruyor:

— Siz kimsiniz? Kadın haşin bir sesle:

— Ben İsmail’in karışıyım, diyor. Hz. İbrahim (Aleyhi selam) soruyor:

— İsmail nerede?..

Kadın:

— Evde yok, ava gitti, diyor.

Kadın, kaba ve soğuk ruhlu biriydi: Terbiyesi de çok kıt, ahlakı da yaramaz gibi olduğu yüzünden belliy­di.

Gelen nur yüzlü ihtiyar misafire kim olduğunu bile sormuyor, sormak aklına bile gelmiyordu.

Anlaşılan aklı da eksikti. Kafası pek çalışmıyordu.

Hz. İbrahim (a.s.) atından dahi inmedi ve kim olduğunu da söylememişti.

Baba şefkatiyle oğlunun du­rumunu öğrenmek istemişti de.

— Haliniz, durumunuz nasıl? Diye sormuştu.

Kadın:

— Çok sıkıntı çekiyoruz, diye cevap verdi.

Kadın nankörün biriydi. Hiç misafiri de sevmez gi­bi bir hali vardı.

Hz. İbrahim (a.s.) oğlunun böyle kaba ve anlayışsız bir kadına düştüğü, akılsız bir kadınla ev­lendiği için çok üzülmüştü de bunun için Hz. İbrahim (Aleyhi selam) kadına şöyle demişti:

— Kocan geldiği zaman ona söyle, kapının eşiğini değiştirsin. Ve başka bir şey söylemiyor. Atını sürüp geldiği yere doğru dönüp gidiyor.

Az sonra Hz. İsmail (a.s.), avdan dönüyor. O za­manları Mekke’deki insanlar av etiyle geçiniyorlarmış. B

unun için Hz. İsmail (a.s.) da sık sık avlanmaya gidi­yordu.

Hz. İsmail (a.s.), kapıdan girer girmez, burnuna hoş bir koku gelir.

Karısına:

— Bugün buraya bir gelen oldu mu? diye sormak­tan kendini alamaz.

Karısı:

— Evet, geldi. Bir ihtiyar, seni sordu ve kapısının eşiğini değiştirsin dedi. Atından inmeden dönüp gitti dedi.

Hz. İsmail (a.s.), durumu çok iyi anlıyor.

Gelen ih­tiyar babası Hz. İbrahim (a.s.)’ dir. Değişmesi gereken huysuz, yaramaz karısıdır.

Aradan bir zaman geçiyor. Hz. İsmail (a.s.) karısını boşuyor. Başka bir kızla evle­niyor. Aradan biraz zaman geçiyor.

Yine bir gün Hz. İbrahim (a.s.) oğlu İsmail (a.s.) görmek için geliyor.

Baba yüreği bu biricik oğlunu özlüyor. Onu görmeden yapamıyor. Onun ayrılığına dayanamıyor.

Hele onun kaba bir kızla evlendiğini gördükten sonra içinde dayanılmaz bir hasret vardır.

Bu hasretle Mekke’ye geliyor. Hz. İbrahim (a.s.) kapıyı Çalıyor. Kapıyı genç bir hanım açıyor. Ve kocam evde yok diyor.

Hz. İbrâhim (a.s.):

— Nerede? diye soruyor. Kadın:

— Ava gitti, diyor.

Hz. İbrahim (a.s.):

— Haliniz, durumunuz nasıldır? diye soruyor.

Kadın:

— Allah’a şükür, çok iyiyiz, bir kederimiz yok diye cevap veriyor.

Ve:

— Buyurun efendim. Biraz dinleniniz uzak yoldan gelmişe benziyorsunuz. Bir iki lokmacık yemek ikram edeyim diyerek, nur yüzlü Allah’ın Peygamberine rica­da bulunur.

Hz. İbrahim (a.s.), vaktim yok, diyerek geline teşekkür edip ayrılmak ister.

Fakat, iyi huylu, geleceğin Peygamberi Hz. İsmâil (a.s.)’ m karısı olan genç kadın, peygamber babası Hz. İbrahim (a.s.)’ i bir ikram etmeden bırakmak istemez:

— Ne olur efendim, üstünüz başınız tozlanmış, uzak yoldan geldiğiniz belli. İzin verin de size yardım edeyim. Saçınızı başınızı, elinizi yüzünüzü yıkayın da biraz serinleyin der.

Hz. İbrahim (a.s.) attan inmek istemediğini, he­men yoluna devam etmesi gerektiğini söylediyse de iyi huylu gelini Hz. İbrahim (a.s.)’i bırakmak istememiş.

Ve:

— Siz atın üzerinde durun, ayağınızı şu taşın üze­rine basınız, diyerek büyük bir taşı atın yanına yuvar­lar.

Hz. İbrahim (a.s.), bir ayağını taşa basar. Birini de üzengide tutar.

Genç hanım suyu döker İbrahim (a.s.) da başını eğip güzelce temizce başını yıkar.

Ve iyi huy­lu gelininden çok memnun olur.

Biricik oğlu, gözünün, nuru İsmaillini, vaktiyle kurban etmek üzere yere yatı­rıp bıçağını boynuna çektiğini düşünür.

Ve sevgili oğlu, böyle iyi huylu bir kadına düştüğü için de Cenabı Hakk’a dua eder. Güler yüzlü gelininin ikram ettiği ye­meği ve beyaz süt peynirini yer.

Ve dua eder:

— Ya Rabbi bu çorak arazide ciğerpare yavrumu ve zürriyetimi, buraya yerleştirdim. Onlara bol rızıklar ver, der.

Ve iyi huylu geline teşekkür edip oradan ayrılı­yor.

Ayrılırken de:

— Benden kocana çok çok selâm söyle. Kapısının eşiğini sıkı tutsun, çok iyi muhafaza etsin diyor.

Hz. İs­mail (a.s.), az sonra avdan dönüyor.

Evde o güzel koku­yu yine hissediyor. Ve hemen hanımına soruyor:

— Kimse geldi mi? diyor iyi huylu, güler yüzlü ha­nımı:

— Evet geldi diyor.

Hem çok nur yüzlü bir ihtiyar.

Sana çok selâm söyledi.

İşte bak. Şu taşın üzerine sağ ayağını koydu.

Bak bak, iştecik, ayağının izi belli, olduğu gibi duruyor dedi.

Hem sana selâm söylerken kapı­mın eşiğini sıkı tutsun, çok, çok iyi muhafaza etsin di­ye de söyledi dedi.

Hz. îsmâil (a.s.) çok mu, çok sevinmişti. Fakat, ba­basının o nurlu yüzünü göremediği için de çok üzülmüştü.

Ama yine de sevincini karısına şöyle açıklamış­tı:

— Ey benim iyi huylu, güler yüzlü, misafir seven, iyilik sever hanımım!

O gelen nur yüzlü ihtiyar benim biricik babam İbrahim Peygamberdir.

Kapının eşiği de sensin. Senden çok memnun olduğunu anlatmak için böyle söylemiştir, dedi.

İşte peygamberimiz Hz. Muhammed’in nuru kocası Hz. İsmail’den bu kadına intikal etmiş. Sonra da kendi­sinden doğacak oğula intikal edip geçecektir. Sonunda da Hz. Âmine validemize geçecek ve Hz. Muhammed doğacaktır ve Doğmuştur (s.a.v.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Yükleniyor...
Başa dön tuşu