Nezir

Adak ve Adaklar

Yemek Tarifleri

Nezir, kişinin ibadet ve taat nev’inden bir şeyi kendi nefsine vacip kılmasıdır. Yani, sorumlu olmadığı bir işin  sorumluluğu altına girmesidir. Türkçe karşılığı «adamak» tır. Dünyevi bir menfaate bağlamaksızın sırf Allah rızası için adakta bulunmak makbuldür, iyidir, sevap vesilesidir. Mesela: «Yarın Allah için oruç tutmak üzerime borç olsun» diye bir nezirde bulunmak güzeldir. Ama: «Şu işim olursa üç gün oruç tutacağım» gibi dünyevi bir menfaatin temini için nezirde bulunmak doğru değildir. Bu, ibadette pazarlık kokusunu yansıtan samimiyetten uzak bir niyettir. Bununla beraber, bu tür nezirlerin de yerine getirilmeleri şarttır.

Nezrin Hükmü

Şartları göz önünde bulundurularak yapılan bir nezrin yerine getirilmesi vaciptir. Zira Allah Teala: «(müminler) adaklarını yerine getirsinler» buyurmuştur. (Hacc süresi; ayet: 29.)

Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem de :

«Allah’a ibadet etmeyi adayan O’na ibadet etsin. Allah’a karşı gelmeyi adayan Allah’a isyan etmesin.» ( Buhari.) buyurmuştur.

Nezrin rüknü

Nezrin rüknü (temeli, esası), nezrin sübutuna delalet eden sözdür. «Allah için şu kadar oruç tutmak, şu kadar namaz kılmak, fakirlere şu kadar para vermek borcum olsun» gibi sözlerden biriyle nezir gerçekleşir.

NEZRİN ŞARTLARI

Bir nezrin sahih olabilmesi için aşağıdaki şartların hepsinin bulunması gerekir:

1)      Nezirde bulunan rüştünü ispat etmiş, aklı başında biri olmalıdır.

2)      Müslüman olmalıdır. Mesela: Bir gayr-i Müslim, İslam’a girmeden önce fakirlere sadaka vereceğine dair bir adakta bulunsa ve adağını yerine getirmeden Müslüman olsa, İslam’a girdiğinde vaadini yerine getirmez, çünkü şer ’an nezir sayılmaz.

3)      Nezredilen şey muhal olmamalıdır. Örneğin: «Geçen falan günde oruç tutayım.» diye yapılan bir nezir muteber değildir.

4)      Nezredilen şeyin cinsinden bir farz, bir vacip bulunmalıdır. Mesela: Nezirde bulunan namaz kılmayı, haccetmeyi, sadaka vermeyi, oruç tutmayı, kurban kesmeyi, adamalıdır ki nezri geçerli olsun.

5)      Nezredilen şey bizzat kastedilen bir ibadet olmalıdır. Mesela: Abdest almak bizzat maksut bir ibadet değil bazı ibadetlerin yapılması için bir vasıtadır. Binaenaleyh: «Allah için abdest almak borcum olsun» gibi bir nezir geçerli değildir.

6)      Nezredilen şey bizzat yapılması farz veya vacip bir ibadet olmamalıdır. «Yarın Öğle Namazını kılmak borcum olsun» gibi.

7)      Nezredilen şey bir günah fiil olmamalıdır. «Şu işim şöyle olursa nefsimi Allah yolunda kurban edeceğim» gibi sözler boş lakırdılardır.

8)      Nezredilen şey nezirde bulunanın mülkünden fazla veya başkasının olmamalıdır: Mesela: Yalnız yüz milyon liralık malı olan birisi, «Bir milyar sadaka vermek borcum olsun» diye adak adaşa, yalnız yüz milyon lirayı dağıtmakla mükellef tutulur. Geri kalan dokuz yüz milyon liraya malik olmadığından, bu nezre girmez.
Bilahare zengin olsa, bunu dağıtmak zorunda kalmaz.

Yine: «Şu işim olursa falanın koyununu kurban edeceğim» diye yapılan bir nezir de sahih değildir. Çünkü koyun kendine ait değildir. Ama: «Şu işim olursa falanın sattığı koyunu satın alıp kurban etmek üzerime borç olsun» şeklinde bir nezir yapılsa ve o anda da o koyunu alma imkanı ve gücü olsa nezri sahih olur.

NEZRİN KISIMLARI

Adaklar başlıca iki kısma ayrılır :

1)      Şarta bağlı adaklar,

2)      Şarta bağlı olmayan adaklar.

ŞARTA BAĞLI NEZİRLER (ADAKLAR)

Şarta bağlı adaklar da ikiye ayrılır :

  1. a) Ya şart koşulan şeyin gerçekleşmesi istenir: Mesela: «Allah hastama iyilik verirse, şu kadar oruç tutmak borcum olsun» şeklinde yapılan bir nezir gibi. Burada nezrin yerine getirilmesi için hastanın sağlığına kavuşması şart koşulmuştur, müspet bir arzu vardır. Hasta iyileştiğinde bu adağın yerine getirilmesi gerekir.
  2. b) Yahut şart koşulan şeyin gerçekleşmesi istenmez. Örneğin: «Falan yere gitmeyeceğim, gidersem bir milyon lira sadaka vermek borcum olsun» şeklinde yapılan adak gibi. Burada şart koşulan gitme işinin gerçekleşmesi istenmemektedir. Eğer o yere gidilirse sözde durulmamış olur. Bu bakımdan, böyle bir nezirde bulunan ya
    bir milyon lira kefaret verir ya da yemin kefareti öder (on fakiri, bir gün akşam-sabah doyurur.) İkisinden birini tercih etmekte serbesttir.

ŞARTA BAĞLI OLMAYAN NEZİRLER (ADAKLAR)

Şarta bağlı olmayan mutlak adaklar : «Allah rızası için şu kadar namaz kılmak borcum olsun» şeklinde yapılan ve herhangi bir şarta raptedilmeyen nezirlerdir. Mutlak nezirler zaman, mekan, şahıs ve verilecek para açısından belirlenip tayin edilseler bile, bu belirtilen esaslara riayet söz konusu değildir, mühim olan yapılan adağın
yerine getirilmesidir. Mesela: «Cuma günü Eyüp Sultan’a gidip camide Allah rızası için dört rekât namaz kılmak ve orada falan fakire şu yüz bin lirayı vermek üzerime borç olsun» şeklinde bir nezirde bulunan şahsın bu nezri sahihtir, geçerlidir. Yalnız, bu nezrin Eyüp Sultan camiinde yerine getirilmesi şart değildir. Bu kimse
Cuma değil de Perşembe veya herhangi bir gün herhangi bir camiye gidip orada adağına mahsuben dört rekât namaz kılsa ve önüne çıkan bir fakire veya fakirlere başka bir yüz bin liralığı verse nezrini ifa etmiş olur.

Muayyen adaklar

«Yarın oruç tutmak üzerime borç olsun» şeklinde yapılan bir nezir, muayyen bir nezirdir. Çünkü zaman belirlenmiştir.

Muayyen olmayan adaklar

«Bir gün oruç tutmak borcum olsun» şeklinde bir nezir de muayyen olmayan bir adaktır. Gerek muayyen ve gerekse muayyen olmayan adaklar, herhangi bir şarta bağlı olmadıklarından aynı zamanda birer mutlak nezirdirler. Binaenaleyh bu nezirlerde de asıl olan; adağın yerine getirilmesidir, tayin edilen yer ve zamanda ifaları şart değildir. Yalnız, şarta bağlı adaklarda zaman mefhumuna riayet lazımdır ve bu da
nezrin bağlandığı şartın tahakkukundan önceki zamanla ilgilidir.

YATIRLARA ADAK ADAMAK

Nezir (adak), bu ibadettir ve ibadet yalnız Allah için yapılır. Bu nedenle ölülere yapılan adaklar geçerli olmadığı gibi günahtır. Müslümanlıkta yeri yoktur. Evliya diye bilinen yatırların kabirlerine yağ, mum, kurban adamak sahih olmadığı gibi, bu tür yatırlara adanan paralan almak da helal değildir. Mesela: «Şu işim olursa Eyüp Sultan için» veya «Abdurrahman Gazı için bir kurban kesmek borcum olsun» şeklinde nezir kastıyla söylenen bir ifade nezir sayılmaz. Bu şekilde bir adakta bulunmak büyük günahtır. Kurban, yalnız Allah için adanır ve O’nun için kesilir.

ORUÇ TUTMAK İÇİN DEĞİŞİK NEZİRLERDE BULUNMAK

«Bir sene oruç tutmak borcum olsun» diye yapılan mutlak bir nezirden dolayı Kameri ay hesabına göre, tam bir sene oruç tutulması lazım gelir. Şöyle ki: Bu oruçların peş peşe tutulması şart koşulmamış ise, bir senelik oruç ayrı ayrı günlerde ve yıllarda tutulabilir.

Şayet peş peşe tutulurlarsa, bir seneden otuz beş günün ayrıca kazası gerekir. Bu otuz beşin otuzu Ramazan’a, beşi de Bayram günlerine bedeldir. Böyle bir adakta bulunan kadın ise, o sene içinde oruç tutamayacağı adet ve lohusalık günlerini de kaza eder.

Ama nezir esnasında senenin tüm günlerinin peş peşe tutulması adanmış ise, Ramazan günlerinin kazası lazım gelmez. Çünkü Ramazan günleri zımnen nezirden istisna edilmiş sayılır. Yalnız, bütün sene peş peşe oruç tutulması nezredildiğinde Bayram ve Teşrik günlerinde (teşrik günleri, Kurban Bayramının ikinci, üçüncü ve dördüncü günleridir) oruç tutulmaz. Bugünlere ait nezir oruçları, şair günlerde kaza edilir.

Şaban ayının tamamını oruçla geçirmeyi adayan kimse, Şaban ayında hasta olup oruç tutamadığında, bu orucu diğer aylarda kaza eder.

«Peş peşe, Allah için on gün oruç tutmak borcum olsun» diye nezirde bulunan bir kadın, dört gün oruç tuttuktan sonra adet görmeye başlasa, tuttuğu oruçlar nezirden sayılmaz, temizlendikten sonra yeniden fasılasız on gün tutması gerekir.

Adakta, ağızdan çıkan söz muteberdir. Mesela: «Allah için on gün oruç tutmak borcum olsun» diyecekken, «On beş gün oruç tutmak borcum olsun» denilirse, on beş gün oruç tutmak icap eder.

ADADIKLARI ORUÇLARI TUTAMAYANLAR NE YAPMALIDIR?

Yukarıda da değindiğimiz gibi nezir, kişinin sorumlu olmadığı bir şeyin sorumluluğunu yüklenmesidir. Bu nedenle sahih bir nezrin yerine getirilmesi zorunludur. Buna rağmen, bir kimse herhangi bir özrü sebebiyle adağını yerine getiremeyip ihtiyarlaşa, dermandan kesilse bir daha oruç tutamayacak duruma düşse, nezrettiği her oruç için bir fidye verir. Fidye verecek durumda değilse, Allah Teala’dan mağfiret diler, tövbe eder.

Fidye vermemiş zengin kimse, fidye verilmesi için vasiyette bulunur. Varisleri de malının üçte birinden oruç günleri sayısınca fidye verirler.

KURBAN KESMEYİ ADAMAK

Kurban kesmeyi adamak da caizdir. Yalnız, böyle adakların sahih olabilmesi için iki şart vardır :

1)      Adanan hayvanın kurban edilmeye elverişli hayvanlardan olması gerekir.

2)      Adanan hayvanın Allah rızası için adanması lazım gelir.

Kurbanlık hayvan adamak için aşağıdaki ifadelerden biri kullanılır:

  1. a) «Allah rızası için bir kurban kesmek borcum olsun» yahut: «Şu işim gerçekleşirse bir kurban kesmek üzerime borç olsun» Her iki cümlede de «kurban kesmek» ifadesi geçmektedir. Eğer nezri yapan kişi «kurban kesmek» sözüyle adadığı kurbanı Kurban Bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde (ki bu günlere Nahır Günleri denir) kesmeyi de kastetmiş ise, adadığı kurbanı bu günlerin dışında kesemez, muhakkak o günlerde kesmesi gerekir. Yok «kurban kesmek» sözüyle Allah’a ibadeti kastetmiş, Allah yolunda bir hayvan boğazlamayı amaçlamış ise, bu durumda adadığı hayvanı istediği zamanda kesebilir. Kurban Bayramı günlerini beklemesi şart değildir.
  2. b) «Allah rızası için bir sığır kesmek, yahut: «Hastam iyileşirse bir koyun boğazlamak borcum olsun» şeklindeki ifadelerle de kurban adanır. Adağı yapan, hastası iyileştikten sonra adadığı kurbanı istediği günde kesebilir.

Adak kurbanlarla ilgili bazı meseleler:

  • «Allah rızası için bir hayvan boğazlamak borcun olsun» diye adak yapılır ve fakat hayvanın cinsi belirtilmezse bir koyun kesmek gerekir.

Küçük baş hayvan adandığında, onun yerine büyük baş hayvan kurban edilebilirse de adanan büyük baş hayvanın yerine küçük baş hayvan kurban edilemez. Mesela: Koyun adanmış ise, bunun yerine sığır veya deve kesilebilir. Ama sığır veya deve adanmış ise, bunlara bedel koyun kesilemez.

Adak yapan kimse adağının etinden yiyemez. Fakir olsalar bile usul ve fürüuna yediremez, tamamını fakirlere dağıtması gerekir. Kendisi yediğinde yahut usul ve fürüuna yedirdiğinde, yenen miktarın kıymetini fakirlere vermesi icap eder. Usul; ana ve baba tarafından yükselen soydur. Fürü da, evlatlardan aşağı inen soylardır.
Oğul, oğlun oğlu. Kız, kızın kızı gibi.

Zekat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı

Yükleniyor...
Başa dön tuşu